Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma Davası ve Şartları (2026)
- Av. Enes Samet Öztorun

- 4 gün önce
- 19 dakikada okunur

İçindekiler
Aile Hukuku Çerçevesinde Evlilik Birliği ve Boşanma Kavramına Teorik Yaklaşım
Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanmanın Hukuki Niteliği ve Doktrindeki Yeri
2.1. Özel Boşanma Sebebi Olma Özelliği
Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanmanın Maddi Şartları
3.1. Eşlerden Birinin Akıl Hastalığına Düçar Olması
3.2. Akıl Hastalığının Psikolojik ve Ruhsal Bozukluklardan Ayrımı
3.3. Hastalığın İyileşmesine Olanak Bulunmadığının Resmi Sağlık Kurulu Raporu İle Sabit Olması
3.4. Ortak Hayatın Diğer Eş İçin Çekilmez Hale Gelmesi (Sübjektif Şart)
Evlenme Engeli Olarak Akıl Hastalığı ve Mutlak Butlan (TMK m. 145) Kurumu İle Karşılaştırma
Dava Ehliyeti, Taraf Teşkili ve Akıl Hastası Eşin Yargılamada Temsili
5.1. Fiil Ehliyetinin Kaybı ve Türk Medeni Kanunu Madde 405 Uyarınca Kısıtlanma Süreci
5.2. Aile Mahkemesinde Bekletici Mesele (Mesele-i Müstehire) Uygulaması
Yargılama Usulü, Dava Stratejileri ve Boşanma Avukatının Rolü
6.1. Görevli ve Yetkili Mahkeme Kuralları
6.2. Hak Düşürücü Süre ve Zamanaşımı Kavramlarının Değerlendirilmesi
6.3. Terditli (Kademeli) Dava Açılması ve Islah Kurumunun İşletilmesi
Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanmanın Fer'i (Mali ve Kişisel) Sonuçları
7.1. Maddi ve Manevi Tazminat Talepleri Açısından Kusur İlkesinin İncelenmesi
7.2. Yoksulluk Nafakası, İştirak Nafakası ve Tedbir Nafakası Uygulamaları
7.3. Müşterek Çocukların Velayeti ve Kişisel İlişki Kurulması
Yargıtay İçtihatları Işığında Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma Uyuşmazlıkları
9.3. Akıl hastalığı evlenmeden önce de varsa ne yapılmalıdır?
9.4. Sırf rapor alıp sunmak boşanmak için yeterli midir?
9.5. Akıl hastası olan eşim benden tazminat isteyebilir mi, ben ondan isteyebilir miyim?
9.6. Akıl hastalığı sebebiyle boşanma davası açmak için bir zaman sınırı (zamanaşımı) var mıdır?
9.7. Akıl hastası olan eşime vasi atanması şart mıdır? Davayı nasıl yürütürüz?
9.8. Çocuğumuzun velayeti akıl hastası eşime verilir mi?
9.9. Akıl hastası eşimden kendim ve çocuğum için nafaka alabilir miyim?
9.10. Akıl hastası eşimle bir protokol yapıp "anlaşmalı boşanma" davası açabilir miyiz?
1. Aile Hukuku Çerçevesinde Evlilik Birliği ve Boşanma Kavramına Teorik Yaklaşım
Aile, toplumun en temel yapı taşı olarak kabul edilmekte ve hem Anayasa hem de 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) hükümleriyle sıkı bir hukuki koruma altına alınmaktadır. TMK'nın başlangıç hükümleri ve Kişiler Hukuku ile Aile Hukuku kitapları incelendiğinde, kanun koyucunun evlilik birliğinin kurulmasına, devamına ve korunmasına atfettiği üstün değer açıkça görülmektedir. Türk Medeni Kanunu madde 185, evlenmeyle birlikte eşler arasında evlilik birliğinin kurulduğunu, eşlerin bu birliğin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak ve çocukların bakımına, eğitimine beraberce özen göstermekle yükümlü olduklarını emretmektedir. Aynı fıkra, eşlerin birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorunda olduklarını da kesin bir dille ifade eder.
Ancak hukuk düzeni, evlilik birliğinin taraflar için bir esarete dönüşmesini de engellemek durumundadır. Hastalıkta ve sağlıkta birlikte olma ideali üzerine kurulan evlilik birliği, insan doğasının getirdiği bazı ağır travmalar ve patolojik durumlar karşısında işlevini yitirebilir. Bu bağlamda boşanma, evlilik birliğinin kanunda öngörülen sebeplerden birinin gerçekleşmesi halinde, eşlerden birinin talebi üzerine mahkeme kararıyla geleceğe etkili olarak sona erdirilmesini sağlayan bir bozucu yenilik doğuran haktır.
Türk hukuk sisteminde boşanma sebepleri kural olarak kusur ilkesine dayanır. Zina, hayata kast, pek kötü muamele, haysiyetsiz hayat sürme veya evlilik birliğinin temelinden sarsılması gibi durumlarda, taraflardan birinin veya her ikisinin kusurlu eylemleri evliliği yıkıma götürür. Ne var ki, insan iradesinin dışında gelişen, kişinin ayırt etme gücünü elinden alan ve dolayısıyla kusur atfedilemeyecek durumlar da evliliği sürdürülemez kılabilir. İşte tam bu noktada, akıl hastalığı nedeniyle boşanma kurumu devreye girmektedir. Akıl hastalığı, evlilik sözleşmesinin temelinde yatan iradi katılımı, rızayı ve ortak yaşamı idame ettirme ehliyetini yok eden tıbbi ve hukuki bir olgudur. Kanun koyucu, böylesi ağır bir hastalık karşısında sağlıklı eşi ve çocukları korumak, aynı zamanda hasta eşin haklarını güvence altına almak amacıyla TMK madde 165'i ihdas etmiştir.
2. Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanmanın Hukuki Niteliği ve Doktrindeki Yeri
Bir boşanma avukatı, davasını şekillendirirken dayanacağı kanun maddesinin hukuki karakteristiğini eksiksiz bilmek zorundadır. Türk Medeni Kanunu'nun 165. maddesinde düzenlenen "Akıl Hastalığı", hukuki niteliği itibarıyla diğer boşanma sebeplerinden keskin çizgilerle ayrılan özellikler barındırır. Bu davanın temel yapı taşlarını üç ana başlık altında sınıflandırmak mümkündür:
2.1. Özel Boşanma Sebebi Olma Özelliği
Medeni Kanun, boşanma sebeplerini "genel" ve "özel" olmak üzere ikili bir ayrıma tabi tutmuştur. Evlilik birliğinin temelinden sarsılması (şiddetli geçimsizlik - TMK m. 166) genel bir boşanma sebebi iken; zina (TMK m. 161), hayata kast ve pek kötü muamele (TMK m. 162), suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme (TMK m. 163), terk (TMK m. 164) ve akıl hastalığı (TMK m. 165) kanunda isimleriyle zikredilmiş özel boşanma sebepleridir.
Özel boşanma sebeplerinin yargılama usulündeki en büyük avantajı, ispat yükü bağlamında ortaya çıkar. Eğer davacı eş, kanunda belirtilen özel sebebi (örneğin akıl hastalığının varlığını ve şifasızlığını raporla) ispatlarsa, hakimin ayrıca evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını, taraflar arasında derin bir uçurum olup olmadığını araştırmasına gerek kalmaz. Özel sebebin sübut bulması, kanun koyucu tarafından evliliğin artık yürütülemeyeceğine dair kesin bir karine olarak kabul edilir.
2.2. Nispi Boşanma Sebebi Olma Özelliği
Özel boşanma sebepleri de kendi içlerinde "mutlak" ve "nispi" olarak iki gruba ayrılır. Mutlak boşanma sebeplerinde (örneğin zina veya hayata kast), eylemin ispatlanması boşanma kararı verilmesi için yeterlidir; eylemin ortak hayatı çekilmez kılıp kılmadığı ayrıca sorgulanmaz. Zira kanun, zinanın veya öldürmeye teşebbüsün her halükarda evliliği çekilmez kılacağını peşinen kabul etmiştir.
Buna karşın akıl hastalığı, "nispi" (göreceli) bir özel boşanma sebebidir. TMK madde 165 hükmü çok nettir: Sadece hastalığın varlığı yetmez, bu hastalığın "ortak hayatı diğer eş için çekilmez hâle getirmesi" şartı da ayrıca aranır. Yani bir eşin ağır şizofreni hastası olması ve bunun raporlanması, mahkemenin doğrudan boşanma kararı vermesi için kâfi değildir. Hastalığın evlilik dinamiklerini nasıl tahrip ettiği, evliliğin devamının davacı eşten beklenemeyecek düzeyde bir külfet oluşturup oluşturmadığı hususunun, boşanma avukatı tarafından sunulacak delillerle mahkemeye ispat edilmesi gerekir.
2.3. Kusura Dayanmayan Boşanma Sebebi Olma Özelliği
Türk boşanma hukukuna hakim olan ana prensip kusur ilkesidir. Eşler, ancak karşı tarafın kusurlu eylemleri neticesinde boşanma talep edebilirler. Ancak akıl hastalığı, kusura dayanmayan istisnai bir boşanma nedenidir.
Kusur, kişinin iradi olarak hukuka veya sözleşmeye aykırı davranmasıdır. Oysa Türk Medeni Kanunu'nun Kişiler Hukuku bölümünde düzenlenen 13. maddeye göre; yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı veya sarhoşluk gibi sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olanlar ayırt etme gücüne sahip değildir. Ayırt etme gücü olmayan kişinin fiilleri hukuki sonuç doğurmaz (TMK m. 15).
Akıl hastalığına yakalanan kişinin iradesi patolojik bir müdahale altındadır. Dolayısıyla, hasta eşin hastalığın etkisiyle sergilediği şiddet, hakaret, eşya kırma, evi terk etme gibi eylemleri kendi kasti kusuru olarak değerlendirilemez. Bu durum, makalenin ilerleyen bölümlerinde detaylandırılacak olan tazminat ve nafaka taleplerinde son derece kritik bir rol oynayacaktır.
3. Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanmanın Maddi Şartları
Türk Medeni Kanunu'nun 165. maddesi şu şekildedir: "Eşlerden biri akıl hastası olup da bu yüzden ortak hayat diğer eş için çekilmez hâle gelirse, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmî sağlık kurulu raporuyla tespit edilmek koşuluyla bu eş boşanma davası açabilir.".
Bu kanun hükmünün analizi neticesinde, mahkemenin boşanmaya hükmedebilmesi için aşağıdaki şartların kümülatif (bir arada) olarak gerçekleşmesi gerektiği ortaya çıkmaktadır. Bu şartlardan birinin eksikliği davanın reddine sebebiyet verir.
3.1. Eşlerden Birinin Akıl Hastalığına Düçar Olması
Davanın temel önkoşulu, davalı eşin tıbbi ve hukuki anlamda "akıl hastası" olmasıdır. Boşanma davasına konu edilecek akıl hastalığının, evlilik birliğinin kurulmasından (nikah akdinden) sonra ortaya çıkmış olması gerekir. Eğer hastalık evlenmeden önce de mevcutsa, uygulanacak hukuki müessese boşanma değil, makalenin 5. bölümünde detaylandırılacak olan evliliğin mutlak butlanla iptali olacaktır.
Kanun metninde spesifik bir hastalık ismi zikredilmemiş, tespit işi tıp bilimine bırakılmıştır. Ancak hukuk uygulamasında ve Yargıtay içtihatlarında kabul gören hastalıklar, kişinin gerçeklikle bağını koparan, muhakeme yeteneğini ortadan kaldıran ve irade serbestisini yok eden hastalıklardır. Paranoid şizofreni, ağır ve kronik seyirli bipolar duygudurum bozukluğu (tedaviye yanıt vermeyen manik-depresif ataklar), paranoya, kronik psikozlar, ileri evre demans (Alzheimer) bu kapsama giren temel akıl hastalıklarıdır.
3.2. Akıl Hastalığının Psikolojik ve Ruhsal Bozukluklardan Ayrımı
Hukuk pratiğinde sıkça karşılaşılan bir yanılgı, psikiyatri kliniklerinde tedavi gören her kişinin TMK 165 kapsamında değerlendirilebileceği düşüncesidir. Akıl hastalığı ile ruhsal/psikolojik problemler arasında kalın bir çizgi vardır.
Depresyon, anksiyete (kaygı bozukluğu), panik atak, obsesif kompulsif bozukluk (OKB) veya borderline kişilik bozukluğu gibi rahatsızlıklar, genellikle kişinin ayırt etme gücünü (temyiz kudretini) tamamen ortadan kaldırmayan ve tedavi edilebilir nitelikte olan ruhsal sorunlardır. Bu hastalıklardan muzdarip kişilerin yasal fiil ehliyetleri kısıtlanmaz. Ayrıca epilepsi (sara) hastalığı veya kanser, AIDS gibi bedensel hastalıklar, ne kadar ağır olurlarsa olsunlar akıl hastalığı sayılamazlar ve TMK 165'in konusunu oluşturamazlar.
Eğer eşlerden biri depresyon veya ağır bir anksiyete geçiriyor ve bu durum evliliği sarsıyorsa, açılması gereken dava akıl hastalığı nedeniyle değil, TMK m. 166/1 uyarınca "Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması" sebebine dayalı genel boşanma davası olmalıdır. Bir boşanma avukatı, müvekkilinin beyanlarını dinledikten sonra hastalığın klinik seyrini analiz ederek doğru hukuki nedene dayanmak zorundadır. Yanlış sebebe dayanarak (örneğin OKB hastası eşe TMK 165'ten dava açmak) açılan davalar esastan reddedilecektir.
3.3. Hastalığın İyileşmesine Olanak Bulunmadığının Resmi Sağlık Kurulu Raporu İle Sabit Olması
Akıl hastalığı nedeniyle boşanma davalarının en katı şekil şartı tıbbi rapordur. Hakimin önüne gelen vakada taraflar hastalığı kabul etse dahi, hakim tıbbi bilgisiyle kişinin akıl hastası olduğuna ve iyileşmeyeceğine karar veremez. Bu hususun mutlak surette "resmi sağlık kurulu raporu" (Heyet Raporu) ile ispatlanması kanuni bir zorunluluktur.
Bu raporun nitelikleri şunlardır:
Yetkili Kurum: Rapor, özel hastanelerden, tek hekim muayenehanelerinden veya tek bir psikiyatristten alınamaz. Tam teşekküllü devlet hastaneleri, ruh ve sinir hastalıkları hastaneleri veya üniversite hastanelerinin sağlık kurulları tarafından düzenlenmelidir.
Şifasızlık İbaresi: Kurul raporunun sonuç kısmında, davanın kaderini belirleyen o kritik cümlenin yer alması şarttır: "Hastalığın kronik nitelikte olduğu ve geçmesine (iyileşmesine) olanak bulunmadığı...". Eğer heyet raporunda "uzun süreli ilaç tedavisi ve rehabilitasyon ile kısmen şifa bulabilir", "durumu periyodik kontrollerle düzelebilir" gibi iyileşme ümidi taşıyan ibareler yer alıyorsa, mahkeme TMK 165 uyarınca boşanma kararı veremez.
Raporlar Arası Çelişki ve Adli Tıp Kurumu: Yargılama sırasında sunulan raporlar arasında veya vesayet dosyası ile boşanma dosyası arasında alınan raporlarda çelişki bulunması sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Örneğin, bir devlet hastanesi "hastalık süreklidir ve iyileşemez" derken, itiraz üzerine alınan başka bir rapor "düzenli takiple iyileşme gerçekleşebilir" diyebilir. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, raporlar arasında çelişki olması halinde hakim mevcut raporlarla yetinerek karar kuramaz. Dosyanın mutlaka Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulu'na (psikiyatri ve nöroloji ihtisas dairesi) gönderilmesi, davalının burada müşahede altında tutularak çelişkiyi giderici, kesin ve bağlayıcı bir üst kurul raporu alınması zorunludur.
3.4. Ortak Hayatın Diğer Eş İçin Çekilmez Hale Gelmesi (Sübjektif Şart)
Tıbbi boyut aşıldıktan sonra, davanın başarıya ulaşması için hukuki boyutun da ispatlanması gerekir. Nispi boşanma sebebi olmanın bir gereği olarak, kanun koyucu salt "iyileşmez akıl hastalığının" varlığını boşanma için yeterli görmemiştir. Bu durumun, davacı eş için ortak hayatı çekilmez kıldığının somut delillerle ortaya konması şarttır.
Çekilmezlik nasıl ispatlanır ve ne anlama gelir?
Evlilik, karşılıklı iletişim, sevgi, yardımlaşma ve asgari bir müşterek hayat beklentisi üzerine kurulur. Akıl hastalığı bu temelleri yıktığında çekilmezlik oluşur. Örneğin:
Akıl hastası eşin saldırganlaşması, eşine veya müşterek çocuklara fiziksel şiddet uygulaması.
Evde tehlikeli eylemlerde bulunması (gece yarısı doğalgazı açık bırakması, evi ateşe verme eğilimi, balkondan eşya fırlatması).
Paranoid hezeyanlar nedeniyle eşini sürekli asılsız olarak aldatmakla, zehirlemeye çalışmakla suçlaması.
Asgari hijyen ve özbakım kurallarının tamamen yitirilmesi, sürekli olarak dışkı/idrar kontrolünün kaybedilmesi ve evin yaşanılamaz bir tıbbi mekana dönüşmesi.
Tıbbi rapor hastalığı kanıtlar; ancak çekilmezliği kanıtlamaz. Çekilmezlik şartı, dava dosyasına sunulacak tanık beyanları, kolluk kuvveti tutanakları, hastane acil servis kayıtları (kriz anlarında yapılan müdahaleler), mesajlar, fotoğraflar ve sosyal inceleme raporları (SİR) ile her türlü yasal delille ispatlanabilir. Bir boşanma avukatı, dilekçesinde sadece "eşim şizofren" demekle yetinmemeli, bu hastalığın aileyi nasıl bir cehenneme çevirdiğini, çocukların psikolojisinde açtığı derin yaraları açıkça nedensellik bağı kurarak mahkemeye sunmalıdır. Yargıtay, çekilmezlik şartının tanık veya başka delille ispatlanmadığı durumlarda, sırf sağlık raporuna dayanarak verilen boşanma kararlarını bozmaktadır.
4. Evlenme Engeli Olarak Akıl Hastalığı ve Mutlak Butlan (TMK m. 145) Kurumu İle Karşılaştırma
Boşanma davalarında yapılan en vahim usul hatalarından biri, hastalığın başlangıç tarihinin doğru tespit edilememesidir. Akıl hastalığı, sadece bir boşanma sebebi değil, aynı zamanda evlenme ehliyetini doğrudan ilgilendiren bir konudur.
TMK Madde 125, "Ayırt etme gücüne sahip olmayanlar evlenemez." emrini taşırken, Madde 133, "Akıl hastaları, evlenmelerinde tıbbî sakınca bulunmadığı resmî sağlık kurulu raporuyla anlaşılmadıkça evlenemezler." düzenlemesini getirmiştir.
Eğer ağır bir akıl hastalığı (örneğin ileri derece şizofreni) evlilik akdinden (nikah tarihinden) önce mevcutsa ve kişi bu durumda evlenmişse, ortada geçerli bir irade beyanı olmadığı için o evlilik sakattır. Bu durumda uygulanacak hukuki müessese TMK m. 165'e dayalı boşanma davası değil, TMK m. 145/3 uyarınca "Evliliğin İptali (Mutlak Butlan)" davasıdır.
Aşağıdaki tablo, iki kurum arasındaki temel hukuki farkları göstermektedir:
Karşılaştırma Unsuru | Evliliğin İptali (Mutlak Butlan - TMK m. 145) | Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma (TMK m. 165) |
Hastalığın Başlangıç Anı | Evlenme tarihinde (nikah anında) mevcuttur. | Evlilikten sonra ortaya çıkar (veya evlilikte çekilmez hale gelir). |
Dava Açma Hakkına Sahip Kişiler | Cumhuriyet Savcısı (re'sen) veya ilgisi olan herkes açabilir (TMK m. 146). | Yalnızca akıl hastası olmayan (sağlıklı) eş açabilir. |
Çekilmezlik (Sübjektif) Şartı | Aranmaz. Evlenme anında ayırt etme gücünün yokluğu yeterlidir. | Şarttır. Ortak hayatın diğer eş için çekilmez hale gelmesi ispatlanmalıdır. |
Zamanaşımı / Hak Düşürücü Süre | Cumhuriyet Savcısı için süre yoktur; diğer ilgililer her zaman açabilir (TMK m. 147). | Süre sınırı yoktur. Hastalık devam ettikçe dava açılabilir. |
Kararın Hukuki Niteliği | Evliliği batıl kılar (Ancak TMK m. 156 gereği iptal kararına kadar geçerli evlilik sonuçları doğar). | Geçerli bir evliliği geleceğe dönük olarak sona erdirir. |
Eğer davacı eş, evlenmeden önce var olan bir hastalığı evlendikten sonra öğrenmişse ve bu hastalık davacının sağlığı için ağır bir tehlike oluşturuyorsa, Nispi Butlan (TMK m. 150/2 - Aldatma) hükümlerine de başvurulabilir. Doğru hukuki nitelemeyi yapmak ve davayı "iptal" veya "boşanma" olarak açmak, hak kaybı yaşanmaması adına boşanma avukatı için en elzem adımdır. Yanlış hukuki sebebe dayanılarak açılan davalar mahkemece reddedilir.
5. Dava Ehliyeti, Taraf Teşkili ve Akıl Hastası Eşin Yargılamada Temsili
Akıl hastalığı nedeniyle boşanma davası sürecini diğer tüm boşanma davalarından ayıran, yargılamayı yavaşlatan ve en çok dikkat edilmesi gereken aşama, usul hukukundaki "taraf ehliyeti ve kanuni temsil" meselesidir.
5.1. Fiil Ehliyetinin Kaybı ve Türk Medeni Kanunu Madde 405 Uyarınca Kısıtlanma Süreci
Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca, davada taraf olabilmek ve yargılama işlemlerini yürütebilmek için fiil ehliyetine (dava ehliyetine) sahip olmak gerekir. Türk Medeni Kanunu Madde 14, ayırt etme gücü bulunmayanların ve kısıtlıların fiil ehliyeti olmadığını belirtir. TMK Madde 15 ise bu kişilerin fiillerinin hukuki sonuç doğurmayacağını açıklar.
Akıl hastalığı, kişiyi ayırt etme gücünden yoksun bıraktığı için, TMK Madde 405 hükmü devreye girer: "Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle işlerini göremeyen veya korunması ve bakımı için kendisine sürekli yardım gereken ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan her ergin kısıtlanır.".
Kendisine karşı boşanma davası açılan akıl hastası eş, ne davayı anlayabilir, ne mahkemede kendini savunabilir, ne de bir avukata geçerli bir vekaletname verebilir. Bu kişinin hukuki dinlenilme hakkının gasp edilmemesi ve adil yargılanma hakkının tesisi için, devlet koruması altına alınarak kendisine bir yasal temsilci (vasi) tayin edilmesi şarttır.
5.2. Aile Mahkemesinde Bekletici Mesele (Mesele-i Müstehire) Uygulaması
Boşanma davası Aile Mahkemesinde açıldığında, hakim dilekçedeki "davalı akıl hastasıdır" iddiasını veya mahkemeye celp edilen ilk tıbbi raporları incelediğinde, davalının taraf ehliyetinin sakat olduğunu re'sen (kendiliğinden) gözetir.
Taraf ehliyeti kamu düzenine ilişkin bir dava şartı olduğundan, mahkeme davaya devam edemez. Bu aşamada Aile Mahkemesi Hakimi, vesayet makamı olan yetkili Sulh Hukuk Mahkemesi'ne ihbarda bulunur veya davacı yana davalının kısıtlanması ve vasi atanması için Sulh Hukuk Mahkemesinde vesayet davası açması hususunda kesin mehil verir. Aile Mahkemesindeki boşanma davası, Sulh Hukuk Mahkemesindeki vesayet süreci kesinleşene kadar "bekletici mesele" yapılarak durdurulur. Bu prosedür, davanın normalden çok daha uzun sürmesine neden olur.
5.3. Sulh Hukuk Mahkemesince Vasi Atanması (Vesayet Süreci)
Vesayet davası, kısıtlanacak kişinin yerleşim yeri Sulh Hukuk Mahkemesinde (Vesayet Makamı) görülür. Mahkeme, TMK 409 uyarınca kişinin akıl hastası olup olmadığı hususunda resmi sağlık kurulu raporu aldırır. Eğer rapor akıl hastalığını doğrularsa, mahkeme kısıtlama kararı verir ve bir vasi atar.
TMK m. 414 uyarınca vasi atamasında öncelik kişinin eşine veya yakın hısımlarına aittir. Ancak boşanma davasında eş (davacı) ile kısıtlı eş (davalı) arasında TMK m. 426/2 kapsamında "menfaat çatışması" bulunduğundan, davacı eş vasi olamaz. Sulh Hukuk Mahkemesi genellikle kısıtlının anne, baba, kardeş gibi yakınlarından birini veya bunlar yoksa tarafsız üçüncü bir kişiyi vasi olarak atar. Vasi tayini sadece mahkeme kararıyla olur, noterden vasi atanamaz.
5.4. Davanın Vasiye Yöneltilmesi ve Husumet
Vasi atama kararı denetim makamının da onayıyla kesinleştikten sonra, Aile Mahkemesindeki bekletici mesele kararı kaldırılır. Boşanma davasının tebligatları, dava dilekçesi, duruşma günleri bizzat kısıtlıya değil, kanuni temsilcisi olan vasiye tebliğ edilir. Vasi, kısıtlı eş adına davayı takip eder, delil sunar, savunma yapar veya kısıtlı adına bir boşanma avukatı ile anlaşıp vekaletname çıkartır. Yargılama vasi huzurunda görülerek sonuçlandırılır. Vasi atanmadan veya vasiye tebligat yapılmadan verilen bir boşanma kararı, Yargıtay tarafından savunma hakkının kısıtlanması gerekçesiyle derhal bozulur.
Akıl Hastası Eş (veya Vasisi) Boşanma Davası Açabilir mi? Boşanma hakkı kişiye sıkı sıkıya bağlı bir haktır (TMK m. 16). Akıl hastası kişinin ayırt etme gücü olmadığından, TMK 165'e (kendi akıl hastalığına) dayanarak bizzat boşanma davası açması mümkün değildir. Peki, vasisi onun adına dava açabilir mi? Vasi, kısıtlının menfaati gerektiriyorsa (örneğin sağlıklı eş kısıtlıya şiddet uyguluyorsa veya sadakatsizlik yapıyorsa), genel boşanma sebeplerine (TMK m. 166) veya diğer özel sebeplere dayanarak boşanma davası açabilir. Ancak bunun için TMK m. 462/8 uyarınca Sulh Hukuk Mahkemesinden (Vesayet Makamı) özel "dava açma izni" alması hukuki bir zorunluluktur. Ancak vasi, "benim kısıtlım akıl hastasıdır, onu boşayın" diyerek TMK 165'ten dava açamaz; bu hak yalnızca sağlıklı olan diğer eşe tanınmıştır.
6. Yargılama Usulü, Dava Stratejileri ve Boşanma Avukatının Rolü
Bu tür davalarda usul kurallarına riayet etmek, esastan haklı olmak kadar önemlidir.
6.1. Görevli ve Yetkili Mahkeme Kuralları
Türk Medeni Kanunu'nun 168. maddesi uyarınca boşanma veya ayrılık davalarında yetkili mahkeme, "eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir". Davacı, bu üç seçenekten kendisi için en uygun olanını seçebilir. Görevli mahkeme ise Aile Mahkemesi'dir. Aile Mahkemesi'nin teşkilatlanmadığı (kurulmadığı) daha küçük ilçelerde, Asliye Hukuk Mahkemesi bu davalara "Aile Mahkemesi sıfatıyla" bakar.
6.2. Hak Düşürücü Süre ve Zamanaşımı Kavramlarının Değerlendirilmesi
Zina (TMK m. 161) veya hayata kast (TMK m. 162) gibi özel boşanma sebeplerinde kanun, eylemin öğrenilmesinden itibaren 6 ay ve her halükarda eylemden itibaren 5 yıl içinde dava açılması gerektiğine dair hak düşürücü süreler öngörmüştür.
Ancak, TMK madde 165 kapsamında akıl hastalığı nedeniyle boşanma davası açabilmek için herhangi bir zaman aşımı veya hak düşürücü süre öngörülmemiştir. Akıl hastalığı süreklilik arz eden bir durum olduğu için, hastalık iyileşmediği ve çekilmezlik şartı devam ettiği müddetçe evliliğin 5. yılında da 30. yılında da bu dava açılabilir. Davacı eşin, hastalığın başlarında iyileşme umuduyla yıllarca beklemiş, fedakârlık yapmış ve tedavi için eşine destek olmuş olması, hastalığın onun açısından "çekilebilir" olduğu şeklinde aleyhe yorumlanamaz veya zımni af (affetme) olarak değerlendirilemez. Ancak, dava açıldığı tarihte hastalığın "şifasız" olarak devam ediyor olması zorunludur; dava sürecinde modern tıbbın yeni bir buluşu ile hastalık tedavi edilirse davanın sebebi ortadan kalkacağı için dava reddedilir. (Eski Medeni Kanun döneminde aranan hastalığın en az 3 yıl sürmüş olması şartı, mevcut TMK'da kaldırılmıştır ).
6.3. Terditli (Kademeli) Dava Açılması ve Islah Kurumunun İşletilmesi
Hukuk pratiğinde, davanın yalnızca TMK 165'e (akıl hastalığına) dayanılarak açılması büyük bir risk taşır. Eğer mahkeme sürecinde hastaneden alınan kurul raporu "tedaviyle iyileşebilir", "hastalık remisyon (yatışma) evresinde" veya "tam akıl hastalığı değil, ağır bir nevroz" yönünde gelirse, TMK 165 şartları oluşmadığı için dava reddedilir.
Bu riski bertaraf etmek için uzman bir boşanma avukatı, davayı terditli (kademeli) olarak açmalıdır. Terditli davada davacı, dilekçesinin talep kısmında şu stratejiyi kurgular:
Asli Talep: Öncelikle davalının hastalığı sebebiyle TMK m. 165 (Akıl Hastalığı) uyarınca boşanmaya karar verilmesini talep eder.
Fer'i (Yardımcı) Talep: Sayın mahkeme aksi kanaatte ise ve raporlarda şifasızlık unsuru oluşmazsa bile, hastalığın yarattığı yıkım ve eşin davranışları nedeniyle evliliğin artık yürütülemeyeceğini belirterek TMK m. 166/1 (Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması / Şiddetli Geçimsizlik) uyarınca boşanmaya karar verilmesini talep eder.
Ayrıca, dava başlangıçta sadece şiddetli geçimsizlik (TMK 166) sebebine dayanılarak açılmış olsa bile, yargılama aşamasında davalının akıl hastası olduğu ortaya çıkarsa, davacı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) hükümlerine göre davasını ıslah edebilir. Islah kurumu sayesinde davanın hukuki sebebi TMK 165 olarak değiştirilip yargılamaya bu yönde devam edilebilir. Ancak ıslah hakkı tahkikat aşaması bitene kadar yalnız bir kez kullanılabilir.
6.4. Akıl Hastalığı Durumunda Anlaşmalı Boşanma Yasağı
TMK madde 166/3 uyarınca tarafların anlaşıp bir protokol hazırlayarak (en az 1 yıl süren evliliklerde) hakime sunduğu anlaşmalı boşanma prosedürü, akıl hastalığı vakalarında kesinlikle uygulanamaz. Anlaşmalı boşanmada eşlerin mahkeme huzurunda iradelerini serbestçe açıklamaları şarttır.
Akıl hastası kişinin iradesi patolojik olduğundan ve fiil ehliyeti bulunmadığından, imzalayacağı protokol veya mahkemedeki "boşanmak istiyorum" beyanı hukuken geçersizdir (batıldır). Ayrıca atanan yasal vasi de, vesayet altındaki kişi adına anlaşmalı boşanma protokolü imzalayamaz. Çünkü boşanma, iradeye ve kişiliğe sıkı sıkıya bağlı bir haktır. Bu sebeple, akıl hastalığının olduğu her durumda dava mecburen "çekişmeli boşanma" usulüyle, delil ve ispat prosedürlerine tam riayet edilerek yürütülmek zorundadır.
7. Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanmanın Fer'i (Mali ve Kişisel) Sonuçları
Boşanma kararının kesinleşmesiyle birlikte evlilik birliği sona erer. Ancak davanın fer'i sonuçları olan tazminat, nafaka ve velayet konuları, tarafların gelecekteki yaşamlarını şekillendiren asıl unsurlardır. Akıl hastalığı nedeniyle verilen boşanma kararında bu sonuçlar, genel (şiddetli geçimsizlik) davalardan tamamen farklı işler.
7.1. Maddi ve Manevi Tazminat Talepleri Açısından Kusur İlkesinin İncelenmesi
Türk Medeni Kanunu'nun 174. maddesi tazminat şartlarını düzenler: "Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.".
Madde metninden açıkça anlaşıldığı üzere, tazminat talep edebilmek için karşı tarafın kusurlu olması emredici bir kuraldır. Hukuk sistemimizde kusur, kişinin bilerek ve isteyerek (veya ihmal suretiyle) hukuka aykırı davranmasıdır. Akıl hastalığına yakalanan bir kişi, ayırt etme gücünden (temyiz kudretinden) yoksun olduğu için (TMK m. 13 ve 15), davranışlarını iradi olarak kontrol edemez. Akıl hastası birinin evdeki eşyaları kırması, eşine saldırması veya evi terk etmesi kendi kasti iradesinin değil, hastalığın bir sonucudur.
Bu nedenle, ortada isnat yeteneği olan kusurlu bir fail yoktur. Yargıtay'ın yerleşik ve tavizsiz içtihatlarına göre; akıl hastalığına dayanılarak (TMK m. 165) açılan boşanma davalarında, davacı eş (sağlıklı eş) evlilik birliğinin sarsılması nedeniyle ne kadar büyük acılar çekmiş, ne kadar manevi çöküntü yaşamış veya maddi zarara uğramış olursa olsun, akıl hastası eş aleyhine maddi veya manevi tazminata hükmedilemez. Her iki taraf da kusursuz kabul edildiğinden, tazminat talepleri reddedilir.
7.2. Yoksulluk Nafakası, İştirak Nafakası ve Tedbir Nafakası Uygulamaları
Tazminatın aksine, nafaka müessesesinde sosyal devlet ve dayanışma ilkeleri ağır basar.
Yoksulluk Nafakası: TMK madde 175'e göre, "Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.".
Kanun maddesindeki "Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz" ibaresi, akıl hastası eşin nafaka borçlusu olabilmesine yasal zemin hazırlar. Davacı eş (sağlıklı eş), boşanma sonucunda yoksulluğa düşecekse ve akıl hastası olan davalı eşin mali gücü (emekli maaşı, kira getirisi, bankada faiz geliri vb.) varsa, davacı lehine yoksulluk nafakasına hükmedilebilir. Akıl hastasının malları vesayet makamının denetiminde vasisi tarafından yönetildiğinden, nafaka ödemeleri vasi aracılığıyla gerçekleştirilir.
Bunun tam tersi de mümkündür. Akıl hastası olan eş, fiil ehliyeti olmadığı için çalışamayacak ve boşanma neticesinde yoksulluğa düşecekse, vasisi aracılığıyla davacı (sağlıklı) eşten yoksulluk nafakası talep edebilir. Çünkü akıl hastası eşin kusuru hukuken "sıfır" kabul edildiğinden, nafaka talep edebilmek için aranan "kusurunun daha ağır olmaması" şartını ziyadesiyle sağlamaktadır.
Ancak mahkeme burada hakkaniyet (TMK m. 4) kurallarını da gözetir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin bir kararında; doğuştan akıl hastası olan, hiçbir geliri ve malvarlığı bulunmayan, hayatını ailesinin ve kurumların tam bakımına muhtaç olarak sürdüren bir eşin aleyhine nafaka ödemesine hükmedilmesini hakkaniyete aykırı bularak kararı bozmuştur.
Tedbir ve İştirak Nafakası: Dava devam ederken eşin ve çocukların barınma ve geçimi için hakimin re'sen aldığı geçici önlem olan tedbir nafakası (TMK m. 169) akıl hastası eşten de istenebilir. Boşanma kararı kesinleştikten sonra çocukların bakım ve eğitim giderleri için hükmedilen iştirak nafakası (TMK m. 182) yönünden de kusur araştırması yapılmadığı için, şartları oluştuğunda akıl hastası eş, mali gücü oranında çocuğun giderlerine katılmak zorundadır.
Aşağıdaki tablo, kusura dayalı genel boşanma ile akıl hastalığına dayalı boşanmanın fer'i sonuçlarını karşılaştırmalı olarak özetlemektedir:
Fer'i Talep Konusu | Kusura Dayalı Boşanma (Örn: Zina/Şiddet) | Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma (TMK 165) |
Maddi Tazminat | Kusurlu/Ağır kusurlu eşten talep edilir. | Talep Edilemez. Hastada hukuken kusur yoktur. |
Manevi Tazminat | Kişilik hakları zedelenen talep edebilir. | Talep Edilemez. Hastanın kastı/kusuru yoktur. |
Yoksulluk Nafakası | Yoksulluğa düşen kusursuz/az kusurlu eş talep eder. | Talep Edilebilir. Hastanın mali gücü varsa vasi öder. |
Karşılıklı Nafaka | Ağır kusurlu eş nafaka talep edemez. | Hasta eş yoksulluğa düşecekse o da sağlıklı eşten talep edebilir. |
Çocuğun Velayeti | Çocuğun üstün menfaatine göre ebeveyne verilir. | Mutlak surette sağlıklı eşe verilir. |
7.3. Müşterek Çocukların Velayeti ve Kişisel İlişki Kurulması
Aile hukuku prensiplerine göre velayet kamu düzenindendir. Çocuğun bedensel, zihinsel, ahlaki ve sosyal gelişimi için (çocuğun üstün yararı) en uygun ortam neresiyse velayet oraya verilir (TMK m. 182, 339, 340).
Akıl hastalığı nedeniyle boşanma davasında, hastalığı tıbbi raporla sabit olan ve fiil ehliyeti bulunmadığı için kendi işlerini dahi göremeyip vesayet (vasi) altına alınan bir kişiye çocuğun bakım ve gözetimi (velayet) kesinlikle tevdi edilemez. Velayet, olağanüstü bir sakınca (örneğin sağlıklı eşin uyuşturucu bağımlısı olması gibi) bulunmadıkça kural olarak sağlıklı olan (davacı) eşe verilir. Çocuk idrak yaşında ise (Yargıtay uygulamalarına göre 8 yaş ve üzeri) pedagog eşliğinde fikri alınsa da, akıl hastası ebeveyne velayet verilemez.
Velayeti alamayan akıl hastası ebeveynin çocuğuyla kişisel ilişki (görüşme) kurma hakkı ise TMK m. 324 çerçevesinde değerlendirilir. Çocuğun gelişimi ve can güvenliği tehlikeye girmiyorsa, hakim kişisel ilişki kurulmasına karar verebilir. Ancak hastalığın niteliği (örneğin çocuğa zarar verme hezeyanları) gereği tehlike varsa, kişisel ilişki süreleri çok kısa tutulabilir, görüşmeler "uzman pedagog, sosyal hizmet uzmanı veya bir refakatçi (vasi) nezaretinde" yapılabilir ya da çocuk için ağır tehlike varsa kişisel ilişki hakkı tamamen kaldırılabilir.
8. Yargıtay İçtihatları Işığında Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma Uyuşmazlıkları
Bu alandaki davaların yüksek yargı denetimi, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi tarafından gerçekleştirilmektedir. Daire, TMK 165'in katı kurallarını tavizsiz bir şekilde uygulamakta ve en ufak bir usul eksikliğinde (rapor eksikliği, taraf teşkili hatası, çekilmezliğin kanıtlanmaması) bozma kararı vermektedir. Güncel ve emsal teşkil eden kararların analizi şöyledir:
1. Sadece Vesayet Dosyasındaki Raporla Boşanma Kararı Verilemez (Eksik İnceleme Bozması): Birçok mahkeme, davalının vesayet altına alındığı dosyada bulunan "akıl sağlığı yerinde değildir" şeklindeki raporu yeterli görüp boşanma kararı vermektedir. Ancak Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin kararında; vesayet için alınan raporun TMK 165 kapsamında yetersiz olduğu vurgulanmıştır. Yargıtay, "mevcut raporun hastalığın geçmesine olanak bulunup bulunmadığını, hastalık nedeniyle ortak hayatın çekilmez hale gelip gelmeyeceğini kapsamadığını", bu nedenle yeniden ve sırf TMK 165'teki şartları karşılayacak bir Sağlık Kurulu Raporu alınması gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararını bozmuştur.
2. "Çekilmezlik" Unsurunun Tanıklarla Somutlaştırılması Zorunluluğu: Hastalığın şifasız olduğu raporlansa bile, bu durumun evliliği bitirdiğinin kanıtlanması davacıya aittir. Yargıtay 2. HD'nin kararında; davacı avukatının bu konuda hiç tanık veya başkaca bir delil sunmamış olması nedeniyle "çekilmezlik hali kanıtlanamamıştır" tespiti yapılmış ve davanın kabulü kararı bozularak reddedilmesi gerektiğine hükmedilmiştir. Bu karar, boşanma avukatı için delil planlamasının (örneğin akıl hastasının şiddet eylemlerini gören komşuların, polis kayıtlarının sunulmasının) önemini kanıtlamaktadır.
3. Çelişkili Raporlar Halinde Adli Tıp Kurumu Zorunluluğu: Davalının durumuna dair mahkeme dosyasına giren raporlar çelişebilir. Örneğin vesayet davasında Devlet Hastanesi "iyileşmez ve süreklidir" derken, sonradan alınan bir Adli Tıp raporu "düzenli tedavi ile iyileşme gerçekleşebilir" diyebilir. Yargıtay, çelişkinin giderilmeden (gerekirse Adli Tıp İhtisas Kurulundan veya Genel Kuruldan nihai rapor alınmadan) karar verilmesini bozma sebebi saymaktadır.
4. Akıl Hastasına Tazminat Yükletilemez Kuralı: Yargıtay 2. HD'nin kararında; yerel mahkemenin davalı akıl hastası eş aleyhine maddi ve manevi tazminata hükmetmesi yasalara aykırı bulunmuştur. Yargıtay, "Akıl hastası eşin kusurunun bulunmadığı" gerekçesiyle tazminat taleplerinin reddi gerekirken kabul edilmesini isabetsiz bularak kararı bozmuştur.
5. Islah Yoluyla Davanın Sebebinin Değiştirilmesi: Yargıtay 2. HD'nin kararında; davacının başlangıçta evlilik birliğinin sarsılması (TMK m. 166/1) nedeniyle açtığı davayı, sonradan dilekçe ile ıslah ederek akıl hastalığı (TMK m. 165) sebebine dönüştürmesi usulen geçerli bulunmuş ve mahkemenin tahkikatı bu yeni sebebe (TMK 165 şartlarına) göre yürütmesi gerektiği onaylanmıştır.
9. Sıkça Sorulan Sorular
Soru 1: Akıl hastalığı nedeniyle boşanma davası açmak için hangi hastaneden rapor alınmalıdır? Özel doktor raporu geçerli midir? Hayır, özel psikiyatri kliniklerinden veya tek bir uzmandan alınan raporlar kesinlikle geçerli değildir. TMK Madde 165 gereği, tam teşekküllü resmi bir hastanenin (Devlet Hastanesi, Eğitim Araştırma veya Üniversite Hastanesi) Psikiyatri ihtisas dairesini içeren Sağlık Kurulu (Heyet) Raporu alınması zorunludur.
Soru 2: Depresyon, panik atak, OKB veya epilepsi (sara) hastalığı nedeniyle TMK 165'ten boşanma davası açabilir miyim? Hayır. Bu rahatsızlıklar kişinin ayırt etme gücünü tamamen ortadan kaldıran ve "iyileşmez" nitelikte olan ağır akıl hastalıkları (şizofreni, paranoid psikoz vb.) sınıfında değildir. Epilepsi nörolojik bir hastalıktır. Bu hastalıklar evliliği çekilmez kılmışsa, TMK 165 (akıl hastalığı) yerine TMK 166/1 (evlilik birliğinin sarsılması) kapsamında genel boşanma davası açılması gerekir.
Soru 3: Akıl hastalığı evlenmeden önce de varsa ne yapılmalıdır? Eğer hastalık nikah öncesinde de mevcutsa, evlilik işlemi esnasında kişinin evlenme ehliyeti (ayırt etme gücü) yoktur demektir. Bu durum, evliliğin geçersizliği anlamına gelir. Dolayısıyla boşanma davası (TMK 165) yerine, TMK 145/3 uyarınca "Evliliğin Mutlak Butlanla İptali" davası açılması hukuken doğru yoldur.
Soru 4: Sırf rapor alıp sunmak boşanmak için yeterli midir? Hayır. Tanı ve şifasızlık raporu davanın sadece tıbbi temelidir. TMK 165 nispi bir boşanma sebebi olduğundan, ayrıca "ortak hayatın diğer eş için çekilmez hale geldiğini" (örneğin eşin saldırganlıklarını, evi tehlikeye atmasını) tanıklar, polis tutanakları veya SİR raporları gibi somut delillerle ispatlamanız şarttır. Aksi halde dava reddedilir.
Soru 5: Akıl hastası olan eşim benden tazminat isteyebilir mi, ben ondan isteyebilir miyim? Tarafların birbirinden maddi veya manevi tazminat talep edebilmesi için karşı tarafın hukuken "kusurlu" olması gerekir (TMK m. 174). Akıl hastasının eylemleri iradi olmadığı için hukuken kusuru yoktur. Kusursuz olan akıl hastasından tazminat alınamayacağı gibi, o da sizden (siz kusurlu bir eylem yapmadıkça) tazminat isteyemez.
Soru 6: Akıl hastalığı sebebiyle boşanma davası açmak için bir zaman sınırı (zamanaşımı) var mıdır? Hayır. TMK 165 kapsamında açılacak boşanma davaları için kanunda herhangi bir hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi öngörülmemiştir. Hastalık devam ettiği ve iyileşme umudu bulunmadığı müddetçe, evliliğin hangi yılında olunursa olunsun dava açılabilir.
Soru 7: Akıl hastası olan eşime vasi atanması şart mıdır? Davayı nasıl yürütürüz? Evet, şarttır ve kamu düzenindendir. Akıl hastası kişi dava ehliyetine sahip olmadığından mahkemede kendini savunamaz. Aile Mahkemesi davayı bekletir ve Sulh Hukuk Mahkemesinden eşinize bir vasi (kanuni temsilci) atanmasını ister. Vasi atandıktan sonra tebligatlar vasiye yapılır ve yargılama vasi üzerinden (veya onun tutacağı avukatla) yürütülür.
Soru 8: Çocuğumuzun velayeti akıl hastası eşime verilir mi? Hayır. Kendi hukuki ve fiziki işlemlerini göremeyen, kısıtlanarak vesayet altına alınan bir akıl hastasına müşterek çocukların bakım, gözetim ve velayet hakkı kesinlikle verilemez. Çocuğun üstün yararı gereği velayet sağlıklı olan eşe (size) verilir.
Soru 9: Akıl hastası eşimden kendim ve çocuğum için nafaka alabilir miyim? Evet, alabilirsiniz. Nafaka yükümlülüğünde tazminattan farklı olarak kusur aranmaz (TMK m. 175). Eğer siz boşanma yüzünden yoksulluğa düşecekseniz ve akıl hastası eşinizin malvarlığı, emekli maaşı veya kira geliri gibi maddi bir gücü varsa, mahkeme vasisi aracılığıyla onun malvarlığından size yoksulluk nafakası ve çocuklar için iştirak nafakası ödenmesine karar verebilir.
Soru 10: Akıl hastası eşimle bir protokol yapıp "anlaşmalı boşanma" davası açabilir miyiz? Kesinlikle hayır. Anlaşmalı boşanmada tarafların iradelerinin sağlıklı, serbest ve şüpheye yer bırakmayacak şekilde mahkeme huzurunda açıklanması gerekir (TMK m. 166/3). Akıl hastası kişinin imzalayacağı protokol geçersizdir. Vasi de onun adına boşanma protokolü imzalayamaz. Dava mecburen "çekişmeli" yargılama usulüyle görülmek zorundadır.
Av. Enes Samet ÖZTORUN



Yorumlar