top of page

7571 Sayılı Kanun ve HSK’nın 2275 Sayılı Kararı Ekseninde Nitelikli Dolandırıcılık Suçlarında Görev Reformu ve Ceza Adalet Sistemine Etkileri

  • Yazarın fotoğrafı: Av. Enes Samet Öztorun
    Av. Enes Samet Öztorun
  • 3 gün önce
  • 5 dakikada okunur

Türk ceza adaleti sistemi, 2025 yılının son çeyreğinde gerçekleştirilen ve "11. Yargı Paketi" olarak da adlandırılan kapsamlı reform süreciyle birlikte yapısal bir dönüşüm içerisine girmiştir. Bu dönüşümün en radikal ve uygulama alanında en geniş etkiyi yaratacak halkasını, nitelikli dolandırıcılık suçlarının yargılama merciinin değiştirilmesi oluşturmaktadır.


25 Aralık 2025 tarihli ve 33118 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 7571 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 631 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, adli yargı ilk derece mahkemelerinin görev alanlarını yeniden tanımlayarak, uzun yıllardır Ağır Ceza Mahkemelerinin tekelinde bulunan nitelikli dolandırıcılık davalarını Asliye Ceza Mahkemelerine devretmiştir. Bu yasal değişikliğin hemen akabinde, Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) Birinci Dairesi tarafından alınan 25.12.2025 tarihli ve 2275 sayılı karar ise bu devrin idari ve teknik altyapısını kurarak, ihtisas mahkemesi uygulamalarına son vermiş ve dosyaların genel tevzi kuralları çerçevesinde dağıtılmasını hükme bağlamıştır.


Bu makale, söz konusu görev değişiminin hukuki temellerini, 5235 sayılı Kanun ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) üzerindeki yansımalarını, yeni getirilen koruma tedbirleriyle olan ilişkisini ve derdest dosyalar üzerindeki geçiş rejimi etkilerini derinlemesine analiz etmektedir. Nitelikli dolandırıcılık suçunun artık bir "Ağır Ceza" suçu olmaktan çıkarılıp "Asliye Ceza" mahkemelerinin yetki alanına dahil edilmesi, sadece bir usul değişikliği değil, aynı zamanda ceza siyasetinde hız ve verimlilik odaklı yeni bir paradigmanın sonucudur.


7571 Sayılı Kanun’un Getirdiği Mevzuat Değişikliklerinin Anatomisi

7571 sayılı Kanun, kamuoyunda "torba kanun" niteliğiyle tartışılmış olsa da, ceza hukuku ve usulü açısından son derece spesifik ve teknik düzenlemeler içermektedir. Kanun koyucu, bu düzenlemeyle yargı sistemindeki tıkanıklıkları gidermeyi ve özellikle bilişim sistemlerinin gelişmesiyle birlikte sayısı geometrik olarak artan nitelikli dolandırıcılık dosyalarının yarattığı iş yükünü daha geniş bir tabana yaymayı hedeflemiştir.


5235 Sayılı Kanun Madde 12 Üzerindeki Kritik Müdahale

Türk hukukunda mahkemelerin görevini belirleyen temel metin olan 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 12. maddesi, Ağır Ceza Mahkemelerinin görev alanını iki kriter üzerinden belirler: Birincisi "on yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlar" şeklindeki genel kriter, ikincisi ise suç tipine göre yapılan özel sayım listesidir.


7571 sayılı Kanun'un 12. maddesi ile yapılan değişiklikle, 5235 sayılı Kanun'un 12. maddesinin metninden "nitelikli dolandırıcılık (m. 158)" ibaresi resmen çıkarılmıştır. TCK 158. maddesinde düzenlenen suçun ceza üst sınırı 10 yıl hapis olmasına rağmen, bu suçun liste dışı bırakılması, artık bu davaların kural olarak Asliye Ceza Mahkemelerinde görüleceği anlamına gelmektedir. Bu düzenleme, hukuk tekniği açısından "cezai ağırlık" ilkesinden "vaka yoğunluğu ve yargısal verimlilik" ilkesine geçişi temsil eder.

Kanun No

Değişen Madde

Değişikliğin Özü

Sonuç

5235

Madde 12

"Nitelikli Dolandırıcılık" ibaresinin çıkarılması

Ağır Ceza görevine son verilmesi

7571

Geçici Madde 7

Derdest dosyaların durumu

Görevsizlik kararı verilememesi

7571

CMK m. 128/A

48 saatlik hesap dondurma

Yeni koruma tedbiri ihdası

Bu tablo, reformun sac ayaklarını göstermektedir. Kanun koyucu bir yandan görevi devrederken, diğer yandan sistemin kilitlenmemesi için geçici maddelerle koruma kalkanı oluşturmuş ve Asliye Ceza Mahkemelerinin üzerine binen bu ağır yükü dengelemek adına soruşturma aşamasında savcılığa yeni ve güçlü yetkiler tanımıştır.


HSK'nın 2275 Sayılı Kararı ve İhtisas Mahkemelerinin Sonu

Yasal düzenlemenin hayata geçirilmesi sürecinde en önemli adım HSK Birinci Dairesi’nden gelmiştir. 25 Aralık 2025 tarihinde yayımlanan 2275 sayılı karar, yargı teşkilatındaki görev dağılımını yeniden şekillendirmiştir. Kararın birinci maddesiyle, 12 Nisan 2023 tarihli ve 868 sayılı ihtisas kararı, TCK 158 kapsamındaki suçlar yönünden yürürlükten kaldırılmıştır.


Bu kararın pratik anlamı şudur: Daha önce büyük adliyelerde belirli Ağır Ceza Mahkemeleri sadece nitelikli dolandırıcılık dosyalarına bakmak üzere "ihtisas mahkemesi" olarak görevlendirilmişti. Bu uygulama, dosyaların tek bir merkezde toplanarak uzmanlaşma sağlanmasını hedeflese de, bilişim suçlarının (TCK 158/1-f) patlama yapmasıyla bu mahkemeler binlerce dosya altında ezilmiştir. HSK’nın kararı ile artık bu suçlar mahalde bulunan "tüm" Asliye Ceza Mahkemelerine eşit olarak dağıtılacaktır. Bu durum, yargıdaki "uzmanlaşma" modelinden "genel yetki ve hız" modeline dönüşü simgelemektedir.


Geçici Madde 7 ve Derdest Dosyaların Akıbeti

Hukuk sistemindeki büyük görev değişiklikleri her zaman "mahkemeler arası dosya trafiği" riskini taşır. 7571 sayılı Kanun’un Geçici 7. maddesi, bu kaosu önlemek için "görevde süreklilik" ilkesini esas almıştır.

Dosya Durumu

Uygulanacak Kural

Hukuki Dayanak

Ağır Ceza’da Görülmekte Olan Dosyalar

Görevsizlik kararı verilemez, Ağır Ceza’da biter.

7571 s.K. Geçici Madde 7

İstinaf/Temyiz Aşamasındaki Dosyalar

Görev değişikliği nedeniyle bozma kararı verilemez.

7571 s.K. Geçici Madde 7

Yeni Açılacak Davalar (25.12.2025 sonrası)

Asliye Ceza Mahkemeleri görevlidir.

7571 s.K. m. 12 & 5235 s.K. m. 12

Bu düzenleme, "Doğal Hakim İlkesi" ile "Yargılamanın Makul Sürede Bitirilmesi" ilkesi arasında bir denge kurmuştur. Kanun yürürlüğe girdiğinde Ağır Ceza Mahkemesi'nin önünde bulunan bir dosya, sırf kanun değişti diye Asliye Ceza'ya gönderilmeyecek; orada kesin hükme kadar devam edecektir. Bu, mahkemelerin binlerce dosyayı birbirine iade ederek yargılamayı durdurmasını engelleyen bir "emniyet supabı" niteliğindedir.


Eleştiriler ve Risk Analizi: Tek Hakim vs. Heyet Güvencesi

Bu reformun en çok eleştirilen yönü, 10 yıla kadar hapis cezası öngörülen bir suçun tek bir hakimin takdirine bırakılmasıdır. Ağır Ceza Mahkemeleri, üç hakimin müzakeresi sayesinde "kolektif bir akıl" sunarken; Asliye Ceza'da bu güvence ortadan kalkmaktadır. Özellikle karmaşık dolandırıcılık şemalarında, delillerin değerlendirilmesi ve "hile" unsurunun tespiti hata payına açık alanlardır.


Ayrıca, nitelikli dolandırıcılık suçlarının Asliye Ceza Mahkemelerine eşit olarak dağıtılması (tevzi), bu mahkemelerin zaten yoğun olan iş yükünü daha da artıracaktır. HSK’nın 2275 sayılı kararı ile ihtisaslaşmanın kaldırılması, her Asliye Ceza hakiminin hem trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçuna hem de karmaşık bir kripto varlık dolandırıcılığı dosyasına bakması sonucunu doğuracaktır. Bu durumun yargılama kalitesini düşürüp düşürmeyeceği, uygulama sonuçlarıyla görülecektir.


Savunma Hakları ve Sanık Hakları Açısından Değerlendirme

Görev devri, sanıkların savunma haklarını teorik olarak kısıtlamasa da, yargılama makamının değişmesi savunma stratejilerini etkileyecektir. Nitelikli dolandırıcılık suçlarında beraat kararlarının temel dayanağı "suçun unsurlarının oluşmaması", "kastın yokluğu" veya "hukuki ihtilaf" savunmalarıdır.


Asliye Ceza Mahkemelerindeki yargılama usulü, Ağır Ceza'ya göre daha hızlı ve seri bir karakter arz eder. Savunma makamı, artık tek bir hakimi ikna etmek durumundadır. Bu durum, özellikle etkin pişmanlık hükümleri (TCK 168) çerçevesinde zararın giderilmesi ve cezada indirim sağlanması süreçlerinde daha hızlı sonuç alınmasını sağlayabilir. Ancak, sanığın lehine olan delillerin toplanmasında tek hakimli mahkemenin hızı, bazen titiz bir incelemenin önüne geçebilir.


Sonuç: Yeni Dönemde Ceza Adaleti

7571 sayılı Kanun ve HSK’nın 2275 sayılı kararı, Türk ceza hukukunda "Nitelikli Dolandırıcılık" suçunu Ağır Ceza’nın aristokratik ve hantal yapısından çıkarıp, Asliye Ceza’nın pratik ve geniş sahasına sürmüştür. Bu reform, dijitalleşen suç dünyasına karşı yargının verdiği bir "hız" cevabıdır.


Yeni sistemin başarısı üç temel unsura bağlıdır:

  1. Teknik Altyapı: CMK 128/A kapsamındaki hesap dondurma tedbirlerinin finansal kuruluşlarla entegre şekilde hatasız işletilmesi.

  2. Hakimlerin Formasyonu: Asliye Ceza hakimlerinin, daha önce bakmadıkları nitelikli dolandırıcılık unsurları ve bilişim hukuku konusunda hızla yetkinleşmesi.

  3. Dengeleyici Denetim: Bölge Adliye Mahkemelerinin (İstinaf), Asliye Ceza'dan gelecek olan bu yüksek cezalı dosyalar üzerindeki denetim görevini daha titiz yürütmesi.


Nitelikli dolandırıcılık artık bir "Ağır Ceza" suçu olmasa da, toplumun malvarlığına ve ticari güvene verdiği zarar "ağır" kalmaya devam etmektedir. Devlet, yargılama makamını küçülterek aslında suçla mücadeledeki müdahale araçlarını (dondurma, para cezası vb.) büyütmüştür. 25 Aralık 2025 tarihi itibarıyla başlayan bu yeni dönem, ceza adaletinde verimliliğin mi yoksa yargısal güvencelerin mi galip geleceğini belirleyecek kritik bir deneydir. 7571 sayılı Kanun’un ruhu, suçtan elde edilen gelirin peşini bırakmayan, ancak yargılama sürecini bürokrasiden arındıran bir model vadedilmektedir.


Av. Enes Samet ÖZTORUN

Yorumlar


Bu internet sitesinde yer alan bilgiler avukat ve müvekkil ilişkisi oluşturmaya yönelik değildir ve böyle bir davet olarak dikkate alınmamalıdır. Müvekkiller veya okuyucular hiçbir şekilde mevcut duruma ve özelliklerine ilişkin olarak uygun hukuki veya başka herhangi bir profesyonel görüş almadan, avukatsametoztorun.com web sitesinde yer alan herhangi bir hususa dayanarak bir eylemde bulunmamalıdır.

Telefon: 0530 661 99 01

Ankara, Türkiye

 

© 2035 by Öztorun Hukuk. Tüm hakları saklıdır.

 

bottom of page