Polislik Güvenlik Soruşturması (Paem-Pmyo-Pomem): 2026 Elenme Nedenleri ve İptal Davası
- Av. Enes Samet Öztorun

- 1 gün önce
- 19 dakikada okunur

İçindekiler
Polislik İçin Arşiv Araştırması ve Güvenlik Soruşturması Kavramları Nedir?
Emniyet Teşkilat Kanunu (3201 Sayılı Kanun) Kapsamında Polislik Mesleğine Giriş
Polislik Güvenlik Soruşturmasında Temel Elenme Sebepleri Nelerdir?
Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) Kararlarının İdari Yargıdaki Yeri
Aile Faktörü, Güvenlik Soruşturmasına Etkisi ve Suçun Şahsiliği İlkesi
Sosyal Medya İncelemeleri, Dijital Ayak İzi ve Özel Hayatın Gizliliği
Sağlık Şartları, İntibak Eğitimi ve Güvenlik Soruşturmasının Kesişimi
Güvenlik Soruşturması Formunun Hukuki Geçerliliği ve Doldurulma Usulleri
İdari Yargı Süreci: Yürütmenin Durdurulması ve İptal Davaları
13.1. Polislik Güvenlik Soruşturması (Paem-Pmyo-Pomem) ne kadar sürede sonuçlanır?
13.2. Polislik güvenlik soruşturmasında ailemin geçmişi (anne, baba, kardeş) incelenir mi?
13.3. HAGB (Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması) kararı polisliğe girmeme engel midir?
13.5. Sosyal medya hesaplarındaki WhatsApp yazışmalarıma veya Instagram kapalı DM mesajlarına bakılır mı?
13.6. Güvenlik soruşturması olumsuz çıkan bir aday yeniden polisliğe başvurabilir mi?
13.7. Devam eden bir ceza davam veya mahkemem var, polis olmaya engel teşkil eder mi?
13.8. İntibak Eğitiminde sağlık şartlarından elenmek ile güvenlik soruşturmasından elenmek aynı şey midir?
1. Giriş: Polislik Güvenlik Soruşturması (Paem-Pmyo-Pomem)
Modern devlet yapılanmasında kamu düzeninin sağlanması, yasaların uygulanması ve vatandaşların can ile mal güvenliğinin tesis edilmesi görevleri kolluk kuvvetlerine tevdi edilmiştir. Bu zorlu ve hassas görevleri ifa eden Emniyet Teşkilatı bünyesine dâhil edilecek personelin seçimi, sıradan bir memuriyet alımından çok daha titiz ve çok boyutlu bir eleme sürecini zorunlu kılmaktadır. Polis Amirleri Eğitimi Merkezi (PAEM), Polis Meslek Yüksekokulu (PMYO) ve Polis Meslek Eğitim Merkezi (POMEM) kurumlarına başvuran adayların mesleğe kabul süreçlerindeki en kritik filtreleme mekanizması güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasıdır. Adayların geçmiş yaşamları, adli kayıtları, istihbari verileri ve devlete olan sadakatleri, kamu hizmetinin gerektirdiği liyakat ve güvenilirlik prensipleri çerçevesinde incelenmektedir. Polislik Güvenlik Soruşturması (Paem-Pmyo-Pomem) olarak bilinen bu süreç, sadece adayın mesleki yeterliliğini değil, aynı zamanda Anayasal düzene olan bağlılığını da ölçen idari bir işlemdir.
Türkiye'de güvenlik soruşturmalarının hukuki zemini zaman içerisinde önemli evrimler geçirmiştir. Uzun yıllar boyunca 4045 sayılı Kanun çerçevesinde yürütülen güvenlik soruşturmaları, Olağanüstü Hâl (OHAL) döneminde 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na eklenen hükümlerle tüm kamu görevlileri için zorunlu hâle getirilmişti. Ancak Anayasa Mahkemesi (AYM), temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında aranan kanunilik ilkesine riayet edilmediği, kişisel verilerin korunmasına dair yeterli güvencelerin sağlanmadığı ve idareye keyfi hareket alanı bırakıldığı gerekçeleriyle bu düzenlemeleri iptal etmiştir. Bu hukuki boşluğun doldurulması ve sürecin modern anayasal ilkelere uygun hâle getirilmesi amacıyla 17 Nisan 2021 tarihinde 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu yürürlüğe konulmuştur. Kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte 4045 sayılı Kanun mülga olmuş ve idarenin soruşturma yetkisi daha şeffaf, denetlenebilir ve olgusal verilere dayanan bir yapıya kavuşturulmuştur. Günümüzde idari makamlar, Polislik Güvenlik Soruşturması (Paem-Pmyo-Pomem) işlemlerini bu yeni kanun ve 3 Haziran 2022 tarihinde yayımlanan 5649 sayılı Yönetmelik hükümleri doğrultusunda icra etmektedir.
7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu kapsamında yazmış olduğumuz detaylı yazımızı buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.
2. Polislik İçin Arşiv Araştırması ve Güvenlik Soruşturması Kavramları Nedir?
Kamuoyunda genellikle tek bir kavrammış gibi algılanan arşiv araştırması ve güvenlik soruşturması, hukuki nitelikleri, kapsamları ve araştırma yöntemleri bakımından birbirinden tamamen farklı iki ayrı idari prosedürü ifade eder. 7315 sayılı Kanun, bu iki sürecin sınırlarını net bir şekilde çizmiş ve memuriyetin niteliğine göre hangisinin uygulanacağını hüküm altına almıştır.
Arşiv araştırması, idarenin kişi hakkındaki mevcut, somut ve resmi kayıtları dijital veya fiziki arşivler üzerinden incelemesi işlemidir. Kanun'un 4. maddesi uyarınca bu araştırma; kişinin adli sicil kaydının bulunup bulunmadığının, kolluk kuvvetleri tarafından hâlen aranıp aranmadığının ve hakkında herhangi bir tahdit (örneğin yurt dışı çıkış yasağı) kararı olup olmadığının mevcut kayıtlardan tespit edilmesini kapsar. Bununla birlikte, kişi hakkında kesinleşmiş mahkeme kararları, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında verilen Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kararları, kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararları ve devam eden yahut sonuçlanmış olan soruşturma veya kovuşturmalar kapsamındaki olgular da arşiv araştırmasının konusunu oluşturur. Son olarak, kişinin geçmişte kamu görevinden çıkarılma ya da kesinleşmiş memurluktan çıkarma cezası alıp almadığı da bu aşamada tespit edilir. Arşiv araştırması, ilk defa veya yeniden devlet memuriyetine atanacak herkes için uygulanan standart ve asgari bir güvenlik prosedürüdür.
Güvenlik soruşturması ise, arşiv araştırmasındaki salt belgesel tespitlerin ötesine geçerek, yerinden araştırmayı ve çok daha derinlemesine bir istihbari veri analizini içerir. Kanun'un 5. maddesi ve ilgili Yönetmelik uyarınca, arşiv araştırmasındaki hususlara ilave olarak kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerindeki olgusal veriler incelenir. Bu süreçte adayın yabancı devlet kurumları ve yabancılarla olan ilişikleri, terör örgütleri veya suç işlemek amacıyla kurulan yasadışı örgütlerle eylem birliği, irtibat ve iltisak içinde olup olmadığı araştırılır. Güvenlik soruşturmasını arşiv araştırmasından ayıran en temel özellik, kişinin görevine yansıyacak hususların "denetime elverişli olacak yöntemlerle yerinden araştırılmak suretiyle" tespit edilmesidir. Yani idare, sadece masa başında evrak incelemesi yapmakla kalmaz; adayın sosyal çevresini, yaşam tarzını ve devlete olan sadakatini somut veriler ışığında saha çalışmalarıyla da destekleyerek raporlar. Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, Jandarma, Sahil Güvenlik, Milli İstihbarat Teşkilatı personeli ve Emniyet Genel Müdürlüğünde çalıştırılacak kamu personeli ile ceza infaz kurumu çalışanları için hem arşiv araştırması hem de güvenlik soruşturması birlikte ve zorunlu olarak yürütülür. Bu bağlamda, Polislik Güvenlik Soruşturması (Paem-Pmyo-Pomem) sürecine giren her aday, devletin en kapsamlı ve en titiz güvenlik filtresinden geçmektedir.
3. Emniyet Teşkilat Kanunu (3201 Sayılı Kanun) Kapsamında Polislik Mesleğine Giriş
Polislik mesleğinin hiyerarşik yapısı, görev tanımları ve teşkilat şeması, 1937 yılında kabul edilen köklü 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanunu ile düzenlenmiştir. Bu kanun, memleketin umumi emniyet ve asayiş işlerinden İçişleri Bakanlığının sorumlu olduğunu belirtir ve emniyet teşkilatını merkez ve taşra olarak iki ana gövdeye ayırır. Emniyet teşkilatı mensuplarının rütbeleri, meslek dereceleri ve görev unvanları bu kanunun 13. maddesinde ayrıntılı olarak tasnif edilmiştir. Teşkilat yapısı; Komiser Yardımcısı, Komiser, Başkomiser, Emniyet Amiri ve çeşitli derecelerdeki Emniyet Müdürleri şeklindeki amir sınıfı ile Kıdemli Başpolis Memuru, Başpolis Memuru ve Polis Memuru rütbelerinden oluşmaktadır.
Adayların Emniyet Teşkilatına dâhil olma biçimleri, aldıkları eğitime ve mezun oldukları kurumlara göre farklılık gösterir. Polis Amirleri Eğitimi Merkezi (PAEM), lisans mezunu adaylar arasından veya teşkilat içerisinden komiser yardımcısı yetiştirmek üzere kurulmuş olan ve idari yapının beyni konumundaki amir sınıfını besleyen temel eğitim kurumudur. Polis Meslek Yüksekokulları (PMYO), lise mezunu adayları iki yıllık bir önlisans eğitimine tabi tutarak polis memuru olarak yetiştirirken; Polis Meslek Eğitim Merkezleri (POMEM) ise lisans veya önlisans mezunu adayları kısa süreli ve yoğunlaştırılmış bir mesleki eğitimden geçirerek polis memuru kadrolarına dâhil eder. 3201 sayılı Kanun'un Ek 24. maddesi uyarınca, polis eğitim kurumlarında öğrenim gören öğrencilerin aday memur olarak atanabilmeleri için öğrenim süresini başarıyla tamamlamaları ve eğitim sonunda yapılacak sınavda başarılı olmaları şarttır.
Ancak akademik veya fiziksel başarının tek başına yeterli olmadığı nokta, adayın Anayasal düzene ve kamu güvenliğine olan sadakatidir. Kanun'un 55. maddesi ve disiplin hükümlerine göre, emniyet mensupları ağır bir hiyerarşik denetime ve katı kurallara tabidir. Taksirli suçlar hariç olmak üzere alınan hapis cezaları rütbe terfiini durdurduğu gibi, yüz kızartıcı suçlar veya anayasal düzene karşı işlenen suçlar meslekten doğrudan ihraç sebebidir. İşte bu nedenle, teşkilata kabul edilmeden önce yürütülen Polislik Güvenlik Soruşturması (Paem-Pmyo-Pomem), ileride yaşanabilecek disiplin zafiyetlerini, yolsuzlukları ve devlet sırlarının ifşasını engellemek adına önleyici bir hukuki mekanizma olarak işlev görür. Teşkilata girecek her birey, 3201 sayılı Kanun'un ruhuna uygun olarak, sadece asayişi sağlamakla değil, aynı zamanda devletin itibarını şahsında temsil etmekle de mükellef kılınmıştır.
4. Polislik Güvenlik Soruşturması (Paem-Pmyo-Pomem) Değerlendirme Komisyonunun Yapısı, Yetkileri ve Karar Mekanizması Nasıldır?
İstihbarat üniteleri ve kolluk kuvvetleri tarafından elde edilen güvenlik soruşturması verileri, idari bir karara dönüşmeden önce objektif bir süzgeçten geçmek zorundadır. Bu süzgeç, 7315 sayılı Kanun'un 7. maddesi ve 5649 sayılı Yönetmeliğin 12. maddesi ile ihdas edilen "Değerlendirme Komisyonu"dur. İdarenin keyfi kararlar almasını ve adayların haksız yere mağdur edilmesini önlemek amacıyla kurulan bu komisyonlar, verilerin niteliğini, doğruluğunu ve adayın ifa edeceği göreve etkisini hukuki bir perspektifle tartışarak karara bağlar.
Değerlendirme Komisyonunun oluşumu kurumsal hiyerarşiye göre şekillenir. Cumhurbaşkanlığı nezdindeki atamalarda komisyona kimin başkanlık edeceği konusu, 18 Haziran 2025 tarihli ve 7551 sayılı Kanun'un 23. maddesiyle revize edilmiştir. 1 Temmuz 2025 tarihinde yürürlüğe giren bu değişiklikle, Kanun'un 7. maddesinde yer alan "İdari İşler Başkanının" ibaresi "Genel Sekreterin" şeklinde değiştirilmiştir. Buna göre Cumhurbaşkanlığındaki komisyona Genel Sekreterin görevlendireceği bir üst kademe yöneticisi başkanlık ederken; bakanlıklarda bakan yardımcısı, valiliklerde vali yardımcısı ve Emniyet Genel Müdürlüğü gibi kurumlarda ise en üst yöneticinin görevlendireceği bir üst kademe yöneticisi komisyona başkanlık etmektedir. Komisyon, teşkilatın kendi iç denetim mekanizmalarını yansıtacak şekilde teftiş, denetim, personel ve hukuk birimleri ile uygun görülecek diğer birimlerden birer üyenin katılımıyla, başkan dâhil en az beş kişiden ve tek sayıda olacak şekilde teşekkül ettirilir. Komisyonun sekretarya hizmetlerini ise ilgili kurumun personel dairesi yürütür.
Karar alma sürecinin en hayati bileşeni "olgusal veri" kuralıdır. Yönetmelik, olgusal veriyi "yürütülecek görevin gerektirdiği niteliklerle ilgisi bulunan, yorum içermeyen, somut veya gözlemlenebilir ya da doğrulanabilir vakıalara dayanan veri" olarak tanımlayarak dedikodu ve soyut ihbarların önünü kesmiştir. İstihbarat birimleri, elde ettikleri bu nesnel verileri ilgili kuruma iletir. Komisyon, somut olarak gözlemlenemeyen, doğruluğu denetlenemeyen, iftira niteliği taşıyan veya açıkça kin ve düşmanlık saikasıyla verildiği anlaşılan bilgi ve ihbarları kesinlikle dikkate almaz. Gerekli görüldüğü takdirde, idari şeffaflık ilkesi gereği, komisyon bilginin kaynağını deşifre etmeksizin adaydan hakkındaki iddialarla ilgili yazılı veya sözlü açıklama talep edebilir. Komisyon üye tam sayısıyla toplanıp oy çokluğuyla aldığı kararı, nesnel ve hukuki gerekçelere dayandırarak yazılı bir biçimde atamaya yetkili amire sunar. Bu nesnel gerekçelendirme zorunluluğu, adayın ileride açabileceği muhtemel bir idari iptal davasında mahkemeye sunulacak en temel savunma argümanını oluşturmaktadır.
5. Soruşturma Süreçleri ve İdari Zaman Çizelgesi
Adayların akademik ve fiziki sınav süreçlerini başarıyla tamamlamalarının ardından başlayan güvenlik soruşturması maratonu, belirsizlik hissi yarattığı için adaylar tarafından en çok merak edilen konulardan biridir. 5649 sayılı Yönetmeliğin 11. maddesi, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması taleplerinin iletilme şeklini ve sonuçlandırma sürelerini yasal bir standarda bağlamıştır. İlgili kurum, adayın adı, soyadı, T.C. kimlik numarası, güncel adresi, iletişim bilgileri, mezun olduğu okul ve son çalıştığı iş yeri gibi bilgileri içeren bir listeyi elektronik ortamda soruşturmayı yapacak mercilere (EGM, MİT veya Valilikler) iletir.
Süreçlerin kanuni azami limitleri ve idari uygulamadaki fiili yansımaları aşağıdaki tabloda karşılaştırmalı olarak gösterilmiştir:
İdari İşlem Türü | İlgili Yetkili Birimler | Yasal Azami Süre | Fiili Uygulama Süresi |
Arşiv Araştırması | Emniyet Genel Müdürlüğü, Mahalli Mülki İdare Amirlikleri | Talebin kuruma ulaşmasından itibaren en geç 30 İş Günü | 1 - 2 Ay arası |
Güvenlik Soruşturması | Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü | Talebin kuruma ulaşmasından itibaren en geç 60 İş Günü | 2 - 4 Ay arası (Bazen 6 aya kadar) |
Paem-Pmyo-Pomem Birleşik İnceleme | EGM, MİT, Valilikler, İstihbarat Daire Başkanlığı | Kanunen her ikisi birlikte yapıldığından 60 İş Günü esas alınır | Ortalama 2 - 4 Ay arası |
Polislik Güvenlik Soruşturması (Paem-Pmyo-Pomem) kapsamında, polis adayları için hem arşiv araştırması hem de yerinden araştırmayı içeren güvenlik soruşturması bir arada yürütüldüğü için baz alınması gereken yasal süre 60 iş günüdür. Ancak idare hukukunda bu tür süreler idare için "düzenleyici" nitelik taşır. On binlerce adayın dosyalarının aynı anda incelenmesi, kurumlar arası yazışmaların hızı, farklı illerdeki emniyet müdürlüklerinden saha araştırması sonuçlarının toplanması ve şüpheli bulguların komisyonlarda detaylıca analiz edilmesi gibi pratik zorluklar, sürecin sıklıkla 3 ila 4 ayı bulmasına, hatta bazı spesifik durumlarda 6 aya kadar uzamasına neden olmaktadır. Sürecin 60 iş gününü aşması, idarenin işlemi yapma yetkisinin sona erdiği veya işlemin kendiliğinden geçersiz hâle geldiği anlamını taşımaz. Bununla birlikte, İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) kapsamında, idarenin yasal cevap verme süresini uzun süre aşması ve sessiz kalması durumu "zımni ret" (örtülü ret) olarak yorumlanarak adaylara yargı yoluna başvurma hakkı tanımaktadır. Adayların makul süreyi aşan gecikmelerde Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER) veya ilgili kurumun personel dairesine dilekçe vererek süreç hakkında bilgi talep etmeleri en doğru idari yaklaşımdır.
6. Polislik Güvenlik Soruşturmasında Temel Elenme Sebepleri Nelerdir?
Devletin yegâne meşru zor kullanma gücünü temsil eden polis teşkilatına dâhil edilecek bireylerin seçimi, hataya tahammülü olmayan bir süreçtir. Bir polis memurunun görevini ifa ederken sahip olduğu silah taşıma, özgürlüğü kısıtlama, arama yapma ve devletin en mahrem gizlilik dereceli bilgilerine erişim yetkileri, adayın kusursuz bir geçmişe ve yüksek bir ahlaki donanıma sahip olmasını gerektirir. Değerlendirme komisyonlarının adayın dosyasını incelerken olumsuz kanaat getirmesine ve adayın elenmesine neden olan ana arterler aşağıda detaylandırılmıştır.
Devlet Memurları Kanunu'nun (DMK) 48. maddesi, kamu görevine kabul edileceklerde aranacak genel şartları belirlerken, Emniyet Teşkilatı için bu şartlar çok daha katı bir şekilde yorumlanır. Katalog suçlar olarak bilinen ve devletin güvenliğine, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı işlenen suçlardan ceza almak, süresi ne olursa olsun veya affa uğramış dahi olsa polisliğe mutlak engeldir. Bunun yanı sıra zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık gibi yüz kızartıcı suçlar, toplum nezdinde mesleğin onurunu ve şerefini telafisi imkânsız şekilde zedeleyeceği için kesin elenme sebebidir. Adayın bu tür suçlara meyilli olması, görevini yaparken adalet duygusundan sapabileceği riskini doğurur.
Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak gibi suçlar, Emniyet Teşkilatının doğrudan mücadele ettiği bir alana temas etmesi hasebiyle en hassas noktalardan biridir. Bu tür bir suçtan geçmişte adli veya idari bir soruşturma geçirmiş olmak, adayın yalnızca hukuki sicilini değil, psikolojik ve ruhsal sağlığını da şüphe altında bırakır. Toplumu zehirleyen unsurlarla organik bir bağı olan veya geçmişte bu maddelere zaaf göstermiş bir adayın, uyuşturucuyla mücadele eden bir teşkilatta görev alması hayatın olağan akışına aykırıdır.
Milli güvenliği tehdit eden terör örgütleriyle (FETÖ/PDY, PKK/KCK, DHKP-C vb.) veya organize suç şebekeleriyle ilişki, elenme sebeplerinin en ağırını oluşturur. Kanun koyucu burada sadece aktif örgüt üyeliğini değil, "irtibat" ve "iltisak" kavramlarını da devreye sokmuştur. İrtibat, örgütle organik bir hiyerarşiye dâhil olmamakla birlikte iletişim ve temas hâlinde bulunmayı; iltisak ise gönül bağıyla, ideolojik yakınlıkla veya finansal destekle örgüt lehine hareket etmeyi ifade eder. Kapatılan dernek ve vakıflara üyelik, terör örgütü finansmanı sağlayan kuruluşlara para transferi yapılması, yasadışı toplantı veya gösterilere aktif katılım sağlanması bu kapsamda değerlendirilir. Mahkemeler her ne kadar irtibat ve iltisakın somut delillere dayanması gerektiğini hükmetse de, idare güvenlik soruşturmasında bu konuda sıfır tolerans politikası izlemektedir.
Bir diğer kritik husus, adayın finansal disiplini ve borçluluk durumudur. Soruşturma kapsamında kişinin mali hareketleri incelenerek aşırı borç batağında olup olmadığı, icra kayıtlarının yoğunluğu ve kaynağı belirsiz şüpheli para transferleri mercek altına alınır. Ağır bir mali kriz içindeki veya yasadışı bahis oluşumlarıyla parasal ilişki kuran bir adayın, ileride rüşvet tekliflerine, şantaja veya nüfuz ticaretine boyun eğme riski son derece yüksek kabul edilir. Son olarak, adayın devam eden bir ceza soruşturması veya kovuşturması bulunması durumu da masumiyet karinesine karşın idarenin takdir yetkisi alanına girer. Ağır bir suç isnadıyla yargılaması süren bir adayın mesleğe kabul edilmesi, davanın olumsuz sonuçlanması hâlinde doğacak idari kargaşa riski nedeniyle genellikle soruşturmanın sonucunun beklenmesi veya doğrudan ret kararı verilmesiyle sonuçlanır.
7. Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) Kararlarının İdari Yargıdaki Yeri
Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB), 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 231. maddesinde düzenlenen ve sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan cezanın 2 yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası olması durumunda, mahkemece hükmün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden bir kurumdur. Sanık, belirlenen 5 yıllık denetim süresi (çocuklar için 3 yıl) içerisinde kasten yeni bir suç işlemez ve yükümlülüklerine uygun davranırsa, mahkûmiyet hükmü ortadan kaldırılarak davanın düşmesine karar verilir ve bu durum adli sicil kaydına işlenmez. Ancak adli sicil belgesinde görünmeyen HAGB kararları, UYAP sistemi üzerinden istihbarat ve güvenlik birimleri tarafından tespit edilebilmekte ve Polislik Güvenlik Soruşturması (Paem-Pmyo-Pomem) süreçlerinde doğrudan komisyonun önüne gelmektedir.
HAGB müessesesi, özellikle 2024 ve 2025 yıllarında Anayasa Mahkemesi'nin art arda verdiği iptal kararları ve yasama organının yaptığı yeni düzenlemelerle hukuki bir türbülans yaşamıştır. AYM, HAGB kararlarının sanığın itiraz hakkını elinden aldığı, masumiyet karinesini zedelediği ve müsadere işlemlerinde yasal boşluklar yarattığı gerekçesiyle kurumun anayasaya aykırı olduğuna hükmetmiş, ardından 7499 sayılı Kanun ile itiraz yolu yerine "istinaf" kanun yolu getirilmiş, sanığın rızası şartı kaldırılarak sistem revize edilmiştir. 2026 yılı itibarıyla yürürlükte olan HAGB sistemi, memuriyete girişlerde idare ile yargı arasında ciddi bir mücadele alanı oluşturmaya devam etmektedir.
Genel kural olarak HAGB, teknik anlamda bir mahkûmiyet hükmü olmadığı için masumiyet karinesi gereği devlet memurluğuna tek başına engel teşkil etmemelidir. Ancak Emniyet Teşkilatı, polis adaylarının taşıdığı yasal statünün ağırlığı nedeniyle HAGB kararlarına karşı daha katı bir tutum sergilemekte ve idari inisiyatifini sıklıkla adayın elenmesi yönünde kullanmaktadır. Eylemin niteliğine göre idare mahkemelerinin HAGB davalarındaki genel tutumu şu tablo ile özetlenebilir:
İşlenen Suçun Niteliği | HAGB Kararının Güvenlik Soruşturmasına Etkisi | İdari Yargıdaki (İptal Davası) Muhtemel Sonuç |
Basit Taksirli Suçlar (Örn: Taksirle yaralamalı trafik kazası) | İdare zaman zaman risk görerek eleme yapabilir. | Aday Lehine İptal: Suçun mesleki onurla ilgisi olmaması ve kasıt unsuru taşımaması nedeniyle mahkeme işlemi hukuka aykırı bulur. |
Kişilere Karşı İşlenen Suçlar (Örn: Basit kasten yaralama, hakaret) | Şiddete eğilim veya otokontrol eksikliği gerekçesiyle komisyonca genellikle Olumsuz değerlendirilir. | Değişken: Olayın gerçekleşme yaşı, tahrik durumu ve denetim süresinin dolup dolmadığına göre mahkeme adayın durumunu esastan inceler. |
Yüz Kızartıcı Suçlar (Örn: Dolandırıcılık, Hırsızlık, Rüşvet) | Kanun ve yönetmelikler gereği doğrudan ve Kesin Engel teşkil eder. | İdare Lehine Ret: Masumiyet karinesine rağmen, bu tür suçların polislik mesleğinin itibarıyla açıkça bağdaşmaması sebebiyle mahkeme idarenin işlemini haklı bulur. |
Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (Örn: Terör propagandası, örgüt övgüsü) | Milli güvenlik tehdidi oluşturduğu için istisnasız Kesin Engel kabul edilir. | İdare Lehine Ret: Güvenlik soruşturmasının özü gereği devletin kendisine sadakat duymayan bireyleri istihdam etmeme hakkı mahkemelerce korunur. |
İdare Mahkemeleri ve Danıştay, salt HAGB kararı bulunduğu için adayın elenmesini hukuka aykırı bulmakta, karara konu olan fiilin niteliğinin ve memuriyetin gerekleriyle bağdaşıp bağdaşmadığının somut olarak incelenmesini talep etmektedir. Bu nedenle, HAGB gerekçesiyle elenen bir adayın açacağı idari iptal davasında, suçun şahsiliği, masumiyet karinesi ve ölçülülük ilkeleri etrafında örülmüş güçlü bir hukuki savunma, mesleğe dönüşün yegâne anahtarıdır.
8. Aile Faktörü, Güvenlik Soruşturmasına Etkisi ve Suçun Şahsiliği İlkesi
Polislik Güvenlik Soruşturması (Paem-Pmyo-Pomem) aşamasında adayların en sık karşılaştığı ve hukuki olarak en çok tartışılan mağduriyetlerden biri, kendi sicilleri tertemiz olmasına rağmen aile bireylerinin (anne, baba, eş, kardeş veya daha uzak akrabaların) geçmişteki adli veya istihbari kayıtları nedeniyle elenmeleridir. İdarenin kanun lafzı ile uygulama pratiği arasında yarattığı bu makas, yüksek yargı organlarında defalarca iptale konu olmuştur.
7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu'nun 3. maddesi son derece açık bir biçimde, arşiv araştırması ve güvenlik soruşturmasının "yalnızca kişinin kendisi hakkında" yapılacağını hükme bağlamıştır. Kanun koyucu, bireyi akrabalarının eylemlerinden sorumlu tutan ilkel anlayışı reddederek süreci modern hukukun sınırlarına çekmeyi hedeflemiştir. Ancak 5649 sayılı Yönetmeliğin güvenlik soruşturmasını tanımlayan maddelerinde yer alan adayın "içinde bulunduğu ortam", "yabancılarla ilişiği" ve "yerinden araştırılması" gibi ibareler, idareye ve istihbarat ünitelerine geniş bir yorum alanı açmıştır. Pratikte kolluk kuvvetleri, adayın ikamet ettiği haneyi veya organik bağının bulunduğu yakın çevresini araştırırken, aile fertlerinin terör örgütleriyle iltisakını (örneğin kardeşin FETÖ/PDY kapsamında KHK ile ihraç edilmiş olması veya babasının PKK bağlantısı) yahut yüz kızartıcı ağır suçlardan (kaçakçılık vb.) sabıkalı olmasını dosyaya "risk unsuru" olarak dâhil etmektedir. Komisyon da ailenin bu karanlık geçmişinin adaya sirayet edebileceği kanaatiyle soruşturmayı olumsuz sonuçlandırabilmektedir.
İdarenin bu dolaylı eleme yöntemi, Anayasa'nın 38. maddesinde koruma altına alınan ve evrensel bir hukuk normu olan "Ceza Sorumluluğunun Şahsiliği" ilkesine açık ve ağır bir aykırılık teşkil etmektedir. Modern hukuk sistemlerinde hiç kimse, bir başkasının, hatta en yakın aile bireyinin dahi işlediği suçtan veya eylemden dolayı yasal bir yaptırıma veya idari bir hak mahrumiyetine maruz bırakılamaz. Danıştay 12. Dairesi'nin 2025 yılı içerisinde verdiği çok sayıda emsal kararda bu husus net bir biçimde vurgulanmıştır. Örneğin, eşinin "katalog evlilik" yaptığı şüphesi ve KHK ihracı gerekçe gösterilerek sözleşmesi yenilenmeyen bir jandarma astsubayının açtığı davada Danıştay, idarenin takdir yetkisinin sınırsız olmadığını, adayın kendi somut eylemleri olmaksızın varsayımlar ve başkasının fiili üzerinden işlem tesis edilmesini hukuka aykırı bularak işlemi iptal etmiştir.
Bu içtihatlar ışığında, sırf aile bireylerinin adli veya idari kayıtları bahane edilerek elenen polis adaylarının açtıkları yürütmenin durdurulması talepli iptal davalarında, idare mahkemeleri adayın lehine karar vermekte ve adaylar Polis Akademisine geri dönerek eğitimlerine devam edebilmektedir. Savunma stratejisinde, ailenin eyleminin adayın şahsına sirayet etmediği ve adayın anayasal düzene bağlılığını sarsacak somut hiçbir verinin bulunmadığı olgusu üzerinde durulması elzemdir.
9. Sosyal Medya İncelemeleri, Dijital Ayak İzi ve Özel Hayatın Gizliliği
Teknolojinin hayatımızın her alanını kuşattığı 2026 yılı dünyasında, bireylerin karakter analizini yapmak için dijital ayak izleri paha biçilemez bir veri kaynağıdır. Polislik Güvenlik Soruşturması (Paem-Pmyo-Pomem) kapsamında idarenin en yoğun mesai harcadığı alanlardan biri de adayın sosyal medya geçmişidir. Ancak bu incelemeler sınırsız bir gözetim yetkisi anlamına gelmez; özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunması kanunlarıyla dengelenmek zorundadır.
Kolluk kuvvetleri ve siber istihbarat birimleri, adayın açık kaynaklarda (Twitter/X, Facebook, Instagram, TikTok, YouTube vb.) kamuya açık olarak yayınladığı metinleri, görselleri, beğendiği içerikleri, takip ettiği hesapları ve üye olduğu herkese açık grupları tarayarak bir davranış profili oluşturur. Eğer adayın profilinde kamuya açık bir şekilde terör örgütlerinin propagandasını yapan, devlete ve kurumlarına yönelik ağır hakaretler içeren, halkı kin ve düşmanlığa tahrik eden veya suç işlenmesini öven içerikler tespit edilirse, bu durum adayın devlete sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği gerekçesiyle doğrudan elenme nedeni olarak değerlendirilir. Hatta bazı durumlarda sadece sakıncalı bir içeriğin sistematik olarak beğenilmesi veya yeniden paylaşılması (retweet) dahi "ideolojik eğilim" olarak rapora eklenebilmektedir.
Adayların sıklıkla kaygı duyduğu konulardan biri ise WhatsApp, Telegram gibi şifreli anlık mesajlaşma uygulamalarındaki özel yazışmaların veya Instagram Direkt Mesaj (DM) kutusunun soruşturulup soruşturulmadığıdır. Anayasa'nın "Haberleşme Hürriyeti" ve "Özel Hayatın Gizliliği" maddeleri gereğince, normal bir idari güvenlik soruşturması kapsamında idarenin uçtan uca şifreli mesajlara veya kapalı platformlardaki verilere dışarıdan sızarak erişmesi hukuken mümkün değildir. Bu verilere ulaşılabilmesi için adayın ağır bir ceza soruşturmasına (terör, casusluk, organize suç vb.) tabi tutulmuş olması ve bir sulh ceza hâkimi tarafından dijital materyallerine (telefon, bilgisayar) el konulup imajının alınması kararı verilmiş olması gerekir. İdarenin hukuka aykırı yöntemlerle, rıza hilafına elde ettiği dijital verileri güvenlik soruşturmasında kullanması, işlemin iptalini gerektirdiği gibi aynı zamanda Türk Ceza Kanunu kapsamında suç teşkil eder.
Sosyal medya kaynaklı iptal davalarında mahkemeler, adayın paylaşımlarını ölçülülük ve bağlam ilkesi çerçevesinde değerlendirir. Yıllar önce çocukluk veya erken ergenlik döneminde atılmış tekil ve bağlamından kopuk bir mesajın, sırf güvenlik soruşturmasını olumsuz sonuçlandırmak için kullanılması hukuka aykırı bulunur. Ancak adayın yetişkin bir birey olarak süreklilik arz eden radikal, şiddet övücü ve anayasal düzeni hedef alan paylaşımları, ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmez ve polislik mesleğine kabul edilmeme gerekçesi haklı bulunur. Bu nedenle, adayların dijital mecralardaki söylemlerinde mesleğin gerektirdiği ciddiyeti ve devlete olan sorumluluğu her daim gözetmeleri gerekmektedir.
10. Sağlık Şartları, İntibak Eğitimi ve Güvenlik Soruşturmasının Kesişimi
Polislik mesleğine giriş, sadece güvenlik soruşturmasından ibaret tek boyutlu bir süreç değildir. Adayların hem ruhen hem de bedenen zorlu görev şartlarına dayanabilecek yetkinlikte olması yasal bir zorunluluktur. Güvenlik soruşturması devam ederken veya bu soruşturmayı başarıyla geçen adaylar, POMEM, PMYO veya PAEM kurumlarında eğitime başlamadan hemen önce "İntibak Eğitimi" adı verilen zorlu bir oryantasyon sürecine tabi tutulurlar. Bu süreçte Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği hükümleri devreye girer.
Adaylar intibak döneminde tam teşekküllü devlet hastanelerine sevk edilerek "Polis Öğrencisi Olur" ibareli sağlık kurulu raporu almak zorundadırlar. Bu sağlık taramaları son derece detaylıdır; göz derecelerinden renk körlüğüne, kardiyolojik rahatsızlıklardan ortopedik sorunlara (skolyoz, platin vb.) kadar bedensel tüm veriler incelenir. Sağlık taramasının güvenlik soruşturması ile kesiştiği en hassas nokta ise Psikiyatri muayeneleridir. Adayın e-Nabız sistemi üzerinden geçmiş psikiyatrik geçmişi taranır. Geçmişte antidepresan kullanmış olmak, anksiyete, depresyon veya daha ağır psikolojik rahatsızlık tanısı almış olmak, adayın silahlı bir görev olan polisliği ifa etmesinde risk unsuru olarak görülür ve tıpkı güvenlik soruşturmasında olduğu gibi adayın "Öğrenci Olamaz" kararıyla ilişiklerinin kesilmesine neden olabilir.
İntibak eğitiminde gizlendiği düşünülen hastalıklar, sağlık dilimi kriterlerini karşılamayan patolojik durumlar veya geçmişte yaşanmış ancak sisteme işlenmiş psikolojik vakalar nedeniyle elenen adayların da, tıpkı güvenlik soruşturmasında olduğu gibi kararın tebliğinden itibaren 60 gün içerisinde Ankara İdare Mahkemelerinde iptal davası açma hakkı bulunmaktadır. Tedavi edilebilir rahatsızlıklarda veya hatalı tanılarda açılan bu davalar, Hakem Hastane sevkleri neticesinde adayın lehine dönebilmekte ve adaylar eğitimlerine kaldıkları yerden devam edebilmektedir.
11. Güvenlik Soruşturması Formunun Hukuki Geçerliliği ve Doldurulma Usulleri
Soruşturma sürecinin başlamasını tetikleyen ve idarenin ilk veri kaynağını oluşturan belge "Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Formu"dur. Bu form, idari bir beyan niteliği taşıdığından, içerisindeki bilgilerin doğruluğu ve eksiksizliği adayın hukuki sorumluluğu altındadır. Form doldurulurken yapılan en ufak bir hata veya kasten gizlenen bir bilgi, telafisi imkânsız sonuçlar doğurarak sürecin baştan sona olumsuz seyretmesine neden olabilir.
Formun Doldurulmasına Yönelik Pratik ve Hukuki Kurallar:
Dijital Ortamda Doldurma: Form kesinlikle elle doldurulmamalıdır. Emniyet Genel Müdürlüğü veya Polis Akademisi web sitesinden indirilen form, bilgisayar ortamında şablon üzerinden eksiksiz bir şekilde klavye ile doldurulduktan sonra renkli veya siyah beyaz çıktısı alınmalıdır.
Kısaltma Yasağı: Adres bilgileri, mezun olunan okul isimleri, mahalle veya cadde isimleri ile aile fertlerinin ad-soyad bilgilerinde kesinlikle kısaltma (örn: Mah., Cad., Üniv.) yapılmamalı, açık ifadeler kullanılmalıdır.
HAGB ve Ceza Davalarının Beyanı: Formda yer alan "Hakkınızda verilmiş bulunan mahkûmiyet kararı veya hâlen devam eden ceza davası var mıdır?" kısmına son derece dikkat edilmelidir. Adayın HAGB kararı, adli para cezası, devam eden bir mahkemesi veya kapanmış dahi olsa bir ceza geçmişi varsa "VAR" kutucuğunu işaretlemeli ve alt kısımdaki açıklama bölümüne mahkemenin adını, karar veya esas numarasını açıkça yazmalıdır (Örn: Ankara 3. Asliye Ceza Mahkemesi, Esas No: 2024/111, Karar: HAGB). Bu bilginin formda "YOK" olarak işaretlenip saklanmaya çalışılması, idarenin UYAP taramasında ortaya çıkacağından, doğrudan "Yalan Beyan" kabul edilerek adayın güvenilmez bulunmasına ve elenmesine yol açacaktır.
Aile ve Kardeş Bilgileri: Ailenin tamamı yazılmalıdır. Kardeş bölümünde yaş sınırı aranmaksızın 18 yaşından küçük veya büyük tüm kardeşlerin T.C. kimlik numaraları ve açık adresleri beyan edilmelidir. Eğer formda yeterli satır yoksa, ek satırlar açılarak tüm kardeşler belirtilmelidir.
Fiziki Usuller: Çıktı alındıktan sonra, biyometrik veya son 6 ay içinde çekilmiş vesikalık fotoğraf formdaki ilgili kutucuğa yapıştırıcı ile sabitlenmelidir (Kesinlikle zımba kullanılmamalıdır). İmza bölümüne ise ıslak imza atılmalı ve mutlaka mavi tükenmez kalem tercih edilmelidir. Formun mühür kısmı boş bırakılmalı, bu işlem evrakı teslim alan memur tarafından gerçekleştirilmelidir.
Bu idari beyanın şeffaflığı, adayın devlete karşı gösterdiği ilk sadakat ve dürüstlük sınavıdır. Gizlenen her adli veya istihbari kayıt, güvenlik soruşturması avukatlarının açacağı muhtemel bir iptal davasında savunmayı zayıflatacak ve adayın aleyhine delil teşkil edecektir.
12. İdari Yargı Süreci: Yürütmenin Durdurulması ve İptal Davaları
Tüm bu zorlu prosedürler neticesinde Polislik Güvenlik Soruşturması (Paem-Pmyo-Pomem) işlemleri olumsuz sonuçlanan adaylar için süreç tamamen bitmiş sayılmaz. İdarenin tesis ettiği her türlü eylem ve işlem, Anayasa'nın 125. maddesi gereğince yargı denetimine tabidir. Güvenlik soruşturması elenme sebepleri ne olursa olsun, haksızlığa uğradığını düşünen her adayın idari yargı yoluna başvurarak hakkını arama imkânı mevcuttur.
Aday, idare tarafından kendisine elendiğine dair kararın tebliğ edildiği veya e-Devlet üzerinden sonucu resmi olarak öğrendiği tarihi izleyen ilk günden itibaren 60 gün içerisinde görevli ve yetkili İdare Mahkemesinde dava açmak zorundadır. Bu süre hak düşürücü nitelikte olup, 61. gün açılacak dava esasa girilmeden doğrudan süre aşımı nedeniyle reddedilir. Açılacak davanın türü "Yürütmenin Durdurulması (YD) Talepli İptal Davası" olmalıdır.
İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) Madde 27 uyarınca, Yürütmenin Durdurulması kararı verilebilmesi için mahkeme iki şartın birlikte gerçekleşmesini arar :
İdari İşlemin Açıkça Hukuka Aykırı Olması: İdarenin, adayı sadece kardeşinin suç kaydına dayanarak, delilsiz istihbari dedikodularla, basit taksirli bir trafik cezası yüzünden veya hukuka aykırı şekilde elde edilmiş bir sosyal medya kanıtıyla elemiş olması, işlemin sebep unsuru yönünden sakat olduğunu ve açıkça hukuka aykırı olduğunu gösterir.
Telafisi Güç veya İmkânsız Zararların Doğacak Olması: Adayın güvenlik soruşturması bahanesiyle eğitim hakkından mahrum kalması, eğitim süresini emsallerinden geç tamamlaması, maaş ve rütbe kıdeminden yoksun bırakılması hem maddi hem manevi açıdan telafisi güç zararlar kapsamına girer.
Dava açıldığında idare, mahkemeye adayın neden elendiğine dair tüm bilgi, belge ve istihbarat raporlarını (gizlilik dereceli olsalar dahi) sunmakla mükelleftir. İdari dava avukatlarının bu aşamadaki en önemli stratejisi, idarenin sunduğu "iltisak" veya "irtibat" iddialarının soyut olduğunu, somut delillerle desteklenmediğini ve adayın anayasal düzene bağlılığını sarsacak olgusal verilere dayanmadığını Danıştay emsal kararlarıyla çürütmektir.
Mahkeme, adayın iddialarını ve idarenin savunmasını inceledikten sonra Yürütmenin Durdurulması kararı verirse, idare en geç 30 gün içerisinde adayı Polis Akademisi'ne, POMEM veya PMYO eğitimlerine dâhil etmek zorundadır. Dava süreci idare mahkemesi, bölge idare mahkemesi (istinaf) ve Danıştay aşamalarıyla devam eder. Nihayetinde hukuka aykırılığın kesin olarak tespiti hâlinde elenme işlemi tüm sonuçlarıyla birlikte iptal edilir ve aday, sanki hiç elenmemiş gibi geçmişe dönük tüm özlük, maaş ve rütbe haklarını faiziyle birlikte idareden talep ederek meslek hayatını güvence altına alır.
13. Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
Soru 1: Polislik Güvenlik Soruşturması (Paem-Pmyo-Pomem) ne kadar sürede sonuçlanır?
7315 sayılı Kanun ve ilgili yönetmelik uyarınca arşiv araştırması için 30 iş günü, güvenlik soruşturması için ise 60 iş günü yasal azami süre öngörülmüştür. Polis adayları için bu iki süreç birlikte yürütüldüğünden baz alınması gereken süre 60 iş günüdür. Ancak, aday yoğunluğu, istihbarat birimlerinin iş yükü ve kurumlar arası evrak yazışmalarının uzun sürmesi sebebiyle, pratikte bu süreç ortalama 2 ila 4 ay arasında, bazen ise 6 aya kadar uzayabilmektedir.
Soru 2: Polislik güvenlik soruşturmasında ailemin geçmişi (anne, baba, kardeş) incelenir mi?
7315 sayılı Kanun gereği güvenlik soruşturmasının yalnızca şahsın kendisi üzerinden yapılması esastır. Fakat Emniyet Teşkilatı uygulamalarında, adayın "içinde bulunduğu ortam" ve "sosyal çevre" araştırması kapsamında, birinci derece aile bireylerinin istihbari bilgileri, adli sicil kayıtları veya terör örgütü iltisakları dolaylı olarak dosyaya girebilmektedir. Sırf aile bireyinin geçmişi nedeniyle elenmek, "Suçun Şahsiliği" ilkesine aykırı olduğundan, idare mahkemeleri açılan iptal davalarında bu tür işlemleri bozmaktadır.
Soru 3: HAGB (Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması) kararı polisliğe girmeme engel midir?
HAGB teknik olarak bir mahkûmiyet hükmü değildir ve adli sicil kaydında görünmez, ancak güvenlik soruşturmasında yetkili birimlerin UYAP erişimiyle görünür. HAGB'nin polisliğe engel olup olmaması suça göre değişir. Taksirli suçlardan alınan HAGB'ler mahkemelerce genellikle engel görülmezken; dolandırıcılık, rüşvet, hırsızlık gibi yüz kızartıcı suçlar veya devletin güvenliğine karşı işlenen suçlardan alınan HAGB kararları doğrudan ve kesin elenme sebebidir.
Soru 4: Güvenlik Soruşturması Formunu doldururken kapandığı için ceza davasını veya HAGB kararını yazmasam olur mu?
Kesinlikle hayır. Formda yer alan "Hakkınızda verilmiş bulunan mahkûmiyet kararı veya hâlen devam eden ceza davası var mıdır?" kısmına, dava yıllar önce kapanmış, düşmüş veya HAGB ile sonuçlanmış olsa dahi "VAR" diyerek mahkeme esas ve karar numaraları yazılmalıdır. Bu durumun formda "YOK" olarak işaretlenmesi, idare tarafından "kasten bilgi gizleme ve yalan beyan" olarak değerlendirilecek ve sürecin sırf bu güvensizlik sebebiyle olumsuz sonuçlanmasına neden olacaktır.
Soru 5: Sosyal medya hesaplarındaki WhatsApp yazışmalarıma veya Instagram kapalı DM mesajlarına bakılır mı?
Hayır. Normal bir idari güvenlik soruşturması kapsamında idarenin uçtan uca şifreli mesajlara (WhatsApp, Telegram) veya kapalı DM kutularına erişmesi anayasal olarak mümkün değildir. Bu verilere ancak adayın ağır bir ceza soruşturmasına dahil olması ve mahkeme kararıyla telefonuna el konulması hâlinde erişilebilir. Ancak Twitter (X), Facebook ve Instagram gibi platformlardaki "kamuya açık" paylaşımlar, beğeniler ve retweeetler istihbarat birimlerince detaylıca incelenir.
Soru 6: Güvenlik soruşturması olumsuz çıkan bir aday yeniden polisliğe başvurabilir mi?
Evet, yeniden başvuru yapmak mümkündür. Ancak adayın ret almasına sebep olan hukuki durum (örneğin yüz kızartıcı bir suç kaydı veya devam eden terör iltisakı) değişmemişse, yeni başvuru da aynı sistem üzerinden geçeceği için kuvvetle muhtemel ret ile sonuçlanacaktır. Hak kaybını önlemenin ve mesleğe girmenin en etkili yasal yolu, idarenin verdiği ret kararına karşı tebliğ tarihinden itibaren 60 gün içerisinde İdare Mahkemesinde Yürütmenin Durdurulması talepli iptal davası açmaktır.
Soru 7: Devam eden bir ceza davam veya mahkemem var, polis olmaya engel teşkil eder mi?
Devam eden ceza davası masumiyet karinesi gereği henüz kesinleşmemiş bir iddiadır. Ancak polislik mesleğinin taşıdığı kamu güvenliği hassasiyeti nedeniyle, davanın niteliği (örneğin kasten yaralama, yüz kızartıcı suç veya devlete karşı işlenen bir suç ise) idarenin güvenlik soruşturmasını "riskli" bularak olumsuz sonuçlandırmasına veya sürecin davanın sonucuna kadar bekletilmesine neden olabilir. Basit, şikâyete bağlı hafif suçlarda ise idare adayı kabul edebilir.
Soru 8: İntibak Eğitiminde sağlık şartlarından elenmek ile güvenlik soruşturmasından elenmek aynı şey midir?
Hayır, ikisi farklı idari işlemlerdir. Güvenlik soruşturması adayın geçmişini, adli sicilini ve istihbari durumunu inceler. İntibak eğitimi sırasındaki sağlık taramaları ise Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliğine göre adayın fiziki ve psikiyatrik uygunluğunu (göz derecesi, skolyoz, geçmiş antidepresan kullanımı vb.) ölçer. Ancak her iki elenme durumunda da adayın kararı öğrendiği tarihten itibaren 60 gün içinde İdare Mahkemesinde iptal davası açarak mesleğe dönme hakkı bulunmaktadır.
Av. Enes Samet ÖZTORUN



Yorumlar